<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bitkili Akvaryum &#187; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://www.bitkiliakvaryum.com/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bitkiliakvaryum.com</link>
	<description>Akvaryum bitkileri hakkında herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 27 Feb 2010 08:38:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>AKVARYUM BİTKİLERİNİN BESLENMESİ Bölüm:4</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/07/01/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum4/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/07/01/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum4/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2009 10:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum peyzajı]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda aydınlatma]]></category>
		<category><![CDATA[altın oran]]></category>
		<category><![CDATA[amano]]></category>
		<category><![CDATA[bitki üretme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkili akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[bor]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[fe]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kobalt]]></category>
		<category><![CDATA[mangan]]></category>
		<category><![CDATA[manganez]]></category>
		<category><![CDATA[nikel]]></category>
		<category><![CDATA[nitrojen]]></category>
		<category><![CDATA[NPK]]></category>
		<category><![CDATA[potasyum]]></category>
		<category><![CDATA[sakal yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[sucul bitki]]></category>
		<category><![CDATA[yosun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Beslenme bozuklukları ve fizyolojik etkileri Buraya kadarki 3 bölümde bitkilerin beslenmesinde rol alan besinleri, bu besinlerin bitki fizyolojisindeki rol ve önemlerini, eksiklik ve fazlalık durumunda ne gibi beslenme bozukluklarıyla karşılaşabileceğimizi mümkün olduğunca detaylarıyla ortaya koymaya çalıştım. Bu son bölümü ve özellikle iki tabloyu incelediğinizde muhtemelen bu kadar detayla (belki de bir kısmı anlaşılamayacak kadar karışık yada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Beslenme bozuklukları ve fizyolojik etkileri</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><img class="aligncenter size-full wp-image-145" title="50 - Kopya" src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/50-Kopya.jpg" alt="50 - Kopya" width="450" height="254" /></span></p>
<p>Buraya kadarki 3 bölümde bitkilerin beslenmesinde rol alan besinleri, bu besinlerin bitki fizyolojisindeki rol ve önemlerini, eksiklik ve fazlalık durumunda ne gibi beslenme bozukluklarıyla karşılaşabileceğimizi mümkün olduğunca detaylarıyla ortaya koymaya çalıştım. Bu son bölümü ve özellikle iki tabloyu incelediğinizde muhtemelen bu kadar detayla (belki de bir kısmı anlaşılamayacak kadar karışık yada gereksiz diye düşünebilirsiniz) neden kafanızı karıştırdığımı düşünebilirsiniz. Ancak ben her zaman için direk sonuçlar göz önüne alınarak hareket edilmemesine ve bu aşamaya gelene kadar sistem içinde neler olup bittiğinin de kısmen de olsa bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Hangi besinin ne işe yaradığının bilinmesi o besinle ilgili sorunların daha iyi anlaşılmasına yardım edecektir. Ayrıca benzer belirtiler birden fazla sorunun habercisi de olabileceğinden bunun da belirlenmesi kolaylaşabilecektir.</p>
<p>Şimdi bahsettiğim tablolara geçmeden önce son olarak beslenme bozukluklarıyla bağlantılı yada aksine bağlantılı olduğu sanılan ve akvaryumlarımızda zaman zaman karşılaştığımız bitkilerimizle ilgili bazı olayları ve terimleri kısaca ele alalım:</p>
<p><span id="more-142"></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em>Klorosiz:</em></span> Çoğu zaman bitkilerimizde karşılaştığımız sorunlardan birisi yapraklar üzerinde noktacıklar, delikler, şeffaf yada kahverengi/sarı bölgeler meydana gelmesidir. Bu olay bazı nedenlerden ötürü o bölgelerdeki klorofil kaybedilmesi yada yeterli miktarda klorofil üretilememesi neticesinde ortaya çıkmaktadır ve bu olaya genel olarak klorosiz adı verilir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Nekrosiz:</em></span> Nekroz adı da verilen bu olayda ise ileri safhalardaki klorosizin ardından yada daha ileri derecedeki bazı sorunların neticesinde bitki yaprağının yada tüm bitkinin vakti gelmeden önce ölümü ifade edilmektedir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Submerse/Emerse: </em></span>Bu iki terim bitkilerimizin yetiştirilme tarzlarıyla ilgili olarak kullanılan iki yöntemi ifade etmektedir. Submerse denilen yöntemde bitkiler bizim akvaryumlarımızda yaptığımız gibi tamamen suyun altında yetiştirilirler. Emerse denilen yöntemde ise bitkiler tamamen suyun dışında yada kısmen suyun içinde olarak yetiştirilirler. Bu yöntem daha ziyade yetiştirme çiftliklerinde, seralarda daha hızlı, sağlıklı ve sorunsuz bir gelişim sağladığı için kullanılmaktadır. Bu şekilde yetiştirilmiş olan bitkiler genellikle daha kalın/büyük ve göz alıcı renklere sahip olmaktadır. Emerse olarak yetişen bitkileri akvaryumlarımıza yerleştirip submerse gelişimlerini sürdürmelerini beklerken iki olayla karşılaşırız. Bunlardan birincisi bitki türlerine göre 1 günden 1 aya kadar sürebilen bir adaptasyon süresi gerektirmeleridir. Adaptasyon süreci içinde bu bitkilerde yaprak kaybı sıklıkla görülmektedir. İkincisi ise bu adaptasyon süresinin ardından bitkinin önceki görünümünden şaşırtıcı derecelere varabilen şekilde farklılıklar gösteren yeni bir görünüme kavuşmasıdır. Ancak bu her iki olay da son derece doğal karşılanmalıdır ve bir sorun olarak ele alınmamalıdır. Unutulmaması gereken bir diğer husus ise ülkemize ithal edilen bu akvaryum bitkilerinin neredeyse tamamına yakını emerse olarak yetiştirilmiş bitkilerdir. Kimi zaman submerse yerine sucul, emerse yerine ise yarı-sucul terimleri de kullanılmaktadır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>F0 bitkiler:</em></span> Şakayla karışık bir ifade tarzı oldu ama sanırım hepiniz burada neyi kastettiğimi anlamışsınızdır. Pek çoğumuz doğadan (göller, dereler, vs…) topladığımız bitkileri akvaryumlarımızda yetiştirmeye çalışmışızdır. Ancak çoğu zaman sonuç olumsuz olmuştur. Burada yapılması gereken kademeli bir adaptasyon sürecinin sağlanabilmesidir. Bildiğiniz üzere ülkemiz suları genellikle akvaryumlarımıza göre çok daha soğuk sulardır. Bu nedenle bitki toplama işlerinin genellikle sıcak aylarda yapılması sorunu bir derece ortadan kaldıracaktır. Bunun ardından bitkinin geldiği çevreden alınmış sudan da dahil edilmiş bir geçiş akvaryumunda bitkilerin nihai akvaryuma alıştırılmasına çalışılmalıdır. Bu süreci ortalama 1-2 hafta civarında tutmak genellikle yeterli olacaktır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Etkileşim:</em></span> Beslenme bozuklukları ele alındığında en az bilgi sahibi olunan ve en fazla göz ardı edilen konulardan birisi etkileşimdir. Burada etkileşimden kastetmeye çalıştığım çeşitli bir takım kimyasal reaksiyonlar oluşmasının ardından verilen besinlerin bitkiler tarafından kullanılamaz hale yada çok fazla enerji sarf edilerek kullanılabilir hale gelmesidir. Yukarıdaki bölümlerde demir ve fosfat arasındaki etkileşim gibi bazı örnekler vermeye çalışmıştım. Bunları özet olarak 1. tabloda da görebilirsiniz. Etkileşimin beslenme bozukluklarında en önemli sebeplerden birisi olduğu unutulmamalıdır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Bitki erimesi:</em></span> Çoğu zaman çok güzel bir formdayken beğenerek aldığımız bir bitkinin kısa bir süre geçmeden akvaryumumuzda eriyip parçalanarak yok olması bizleri en çok hayal kırıklığına uğratan olaylardan birisidir. Buna pek çok neden sayılabilir. İlk olarak yukarıda da değindiğimiz adaptasyon sürecini tekrar edebiliriz. Her bitki ortam değişikliklerinde bir adaptasyon süreci geçirecektir. Ancak yeni girdiği ortamda minimum şartların karşılanamaması, aldığımız anda yeterince güçlü olmayışı, çok yüksek N (Nitrojen) türevlerine ve/veya ağır metallere maruz kalışı bu adaptasyon süresini tamamlayamamasına neden olabilir. Bu tür adaptasyon sorunları sahip oldukları yüksek enerji ve kuvvetli bünyeleri nedeniyle emerse ortamdan submerse ortama geçen bitkilerde daha az olurken submerse ortamdan submerse ortama, yani kurulu bir akvaryumdan bir başka akvaryuma geçen bitkilerde daha fazlasıyla görülmektedir. Kök zehirlenmesi de bir faktör olabilir. Yüksek ve kompakt yapıda bir substrat altında oluşabilecek havasız paketlerde biriken zehirli gazlar kökten başlayarak bitkilerin erimesine neden olabilir. Bu tür gazların oluşmasını engellemek için çökme yapmayan ve çok ince olmayan malzemeler kullanılmalıdır. Derin ve geniş kök yapısına sahip bitkiler de bu bölgelerin oluşmasına engel olacaktır. Bitkilerin dikimi esnasında hatalı dikim nedeniyle kök ve gövdeye verilen zararlar da buna bir etken olabilir. Uygun bir cımbız kullanılması yerinde olacaktır. Bitki erimesine bir başka etken olarak su dışında uzun süre kalan bitkilerin akvaryumlarımıza tekrar dikilmesinin ardından zarar görmüş hücre yapısının destekleyebileceğinden daha fazla suyun bitki bünyesine dahil olması da sayılabilir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Cryptocoryne erimesi:</em></span> Crypto türlerinde görünen erime olayı da bitki erimesi gibi değerlendirilebilir. Ancak çok daha sık bir şekilde karşımıza çıkar. Bu olay hoşumuza gitmese de genellikle normal karşılanması gereken bir durumdur. Önemli ortam değişimlerinin ardından (buna akvaryum değişimi ve hatta aynı akvaryumda yer değişimi de dahildir) bitki zeminin üzerinde kalan tüm dal ve yapraklarını kaybedebilir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında diğer bitkilerin aksine, bitkinin zeminin altında kalan kısmına hiçbir şekilde müdahale edilmeden zaman verilmesinin ardından sıklıkla yeni ortama adapte olmuş yeni yaprakların oluşmaya başladığı görülecektir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Microsorum (Java fern) üremesi: </em></span>Düşük destekli akvaryumların en gözde bitkilerinden birisi olan Microsorum türleri Rizomlu bitkilerin temel özelliklerini taşırken aynı zamanda kendine has bir üreme özelliği daha taşımaktadır. Yapraklar üzerinde oluşan kahverengi tonlarında sivilce gibi oluşumlar gözlemlenebilir. İlk bakışta sanki bir hastalıkmış gibi görünse de bu bölgeler aslında spor cepleridir ve bir süre sonra buralardan yeni bitkiciklerin çıktığı görülecektir. İleri teknoloji tanklarında bu durumla daha sık karşılaşılabilir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Soğanlı/Rizomlu bitkilerde bozulma:</em></span> Anubias yada Aponogeton gibi farklı kök yapısına sahip bitkilerde rastlanılan bu durum tamamen dikim hatasından kaynaklanmaktadır. Bitkilerin rizom yada soğanlarının dikim esnasında zeminin altında kalmamasına yada bu bölgelere zarar verilmemesine çok büyük önem gösterilmelidir. Aksi takdirde 2-4 hafta gibi bir sürenin ardından sıklıkla bitkiler bozulmaya başlayacaktır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Havai kökler:</em></span> En çok karşılaştığım sorulardan birisi olan bu kökler stem (dal) bitkilerin üzerinde hemen her noddan (yaprağın dibinden) çıkabilir ve bu son derece normal ve sağlıklı bir durumdur. Bazı bitkiler gövde üzerinden çıkan bu kökleri daha fazla üretirken diğerleri daha az sayıda ve uzunlukta oluşturabilir. Kimilerine göre görüntü kirliliği yaratan bu kökleri isterseniz dibinden kesebilir isterseniz daha ziyade alt kısımlarda çıktığından bitkilerin alt kısımlarını önlerine daha kısa başka bitkiler dikerek bloke edebilirsiniz. Bu kökler bitkilerde depolama, dengeleme ve tutunma gibi bir takım fonksiyonlara da yardımcı olmaktadır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Duruş bozuklukları:</em></span> Bitkilerim neden dik/düz durmuyor gibi sorular da zaman zaman karşımıza çıkıyor. Bu da beslenme ile bir ilgisi olmayan daha ziyade sirkülasyon ve aydınlatma ile ilgili bir konudur. Su akımının fazla yüksek olması bitkilerin şeklini bozar ve bitki bu şekilde gelişimini sürdürdükçe bu durum kalıcı olabilir. Üst aydınlatmanın homojen olmaması yada ortamda akvaryumun başka bir ışık kaynağından etkilenmesi de bitkilerde ışığın yoğun olduğu kısma doğru yönlenmesine ve bu şekilde bir gelişim sürdürmesine neden olabilir. Sıkışık ortamlar da bitkilerin şeklini bozabilir. Aradan budanmış yada sökülmüş bu gibi bitkiler başka bir yere dikildiğinde oldukça şekilsiz görünebilir.Suyun dışında uzun süre kalmalarını müteakip bünyesinden su kaybederek büzüşen ve özellikle gövde kalınlığı daha fazla olan bitkiler eğilip büzülürler ve ardından dikilmelerini takiben bu şekilsiz görünümleri kalıcı/uzun süreli olabilir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Sıcaklık meselesi: </em></span>Sıcaklık, özellikle yüksek sıcaklıklar en çok karşılaşılan problemlerden birisidir. Kısmen bitkilerin beslenmesi ile de ilgili olarak düşünülebilecek bu sorun aslında çok basit bir yaşam kuralına bağlıdır. Dünya yüzündeki tüm canlılar artan sıcaklıkların ardından metabolizmalarında bir hızlanma yaşarlar. Bitkilerde de durum aynıdır. Sağlıklı fotosentez 18-26 derece arasında gerçekleşmektedir. Bu sıcaklıkların üzerine çıkıldığında metabolizma hızlanması neticesinde fotosentez de hızlanmaya başlayacaktır. Fotosentez hızlandığında haliyle bitkilerin ihtiyaçları da artacak, daha fazla ışık/CO2/besin gereksinimi ortaya çıkacak ve bitki gelişimi çok daha hızlanacaktır. Ancak bu hızlanmanın da bir yere kadar olduğu unutulmamalıdır. Bitki türlerine göre değişen 28 ile 35 derece arasında bir üst sınır bulunmaktadır. Bu sıcaklıklara ulaşıldığında fotosentez yavaşlamakta/durmaktadır. Dolayısıyla sıcaklıklarla mücadelede hızlanan metabolizmaların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak yada su sıcaklığının artmasını engellemek gerektiği açıktır. Yüksek sıcaklığın aksine düşük sıcaklıklarda da durum tam tersine olarak düşünülmelidir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Sirkülasyon ikilemi: </em></span>Sirkülasyon olmalı mı, olmamalı mı? En sık sorulan sorulardan biri olan bu konuda aslında cevap çok açıktır. Sirkülasyon olmalıdır. Elbette bitkileri yerlerinden oynatacak, görünümlerini bozacak, yada yüzeyde gerçekleşip CO2 kaçışını hızlandıracak bir sirkülasyondan bahsetmiyoruz. Sirkülasyonun faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz. Öncelikle tüm bitkilerin yaprakları su altında iken hareketsiz bir su tabakası ile sanki bir şeffaf poşet içindeymiş gibi sarılı vaziyettedir. Bitkiler besin ve gaz alışverişini yaparlarken bu tabaka ile de baş etmek zorundadırlar. Sirkülasyonun en büyük faydası burada ortaya çıkmakta ve bu tabakanın her zaman çok ince kalmasına neden olmaktadır. Daha sonra suya katmış olduğumuz CO2 ve sıvı besinlerin suya daha homojen yayılması sağlanmış olacaktır. Netice itibariye bitkilerin elleri ayakları olmadığından akvaryum içinde şartların daha iyi olduğu başka yerlere göç etmeleri mümkün değildir. Bir başka konu ise davetsiz misafirler alglerle ilgilidir. Akıntılı sularda alg sporlarının gelişimi ve herhangi bir yüzeye tutunabilmeleri zorlaşacaktır. Bitkilerle ilgili olmayan bir başka avantaj ise yüksek sirkülasyon neticesinde taban ve kör noktalarda birikebilecek kalıntı ve pisliklerin havalanması sağlanacak, bu durumda filtreler daha iyi temizlik yapacak ve daha berrak bir su temin edilmiş olacaktır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Sert su sorunları: </em></span>Bu sorun aslında genelleme yapılacak bir sorun değildir. Yani sadece bazı bitki türleri ile sınırlıdır. Kimi zaman beğenerek almış olduğunuz bitkiler bir süre sonra akıl almaz bir şekilde, hem de standart bir bitki akvaryumu için tüm şartlar yerinde görünürken bozulmaya başlayacaktır. İşte bunun nedeni bitkinin ortam olarak GH (genel sertlik) ve KH (karbonat sertliği) değerlerini çok düşük istemelerdir. Ne yapılırsa yapılsın bu bitkiler 4 derecenin üzerindeki sertliklere tolerans gösteremeyecek ve bozulacaktır. Tonina, Eriocaulon, Rotala türleri gibi bazı bitkileri bu gruba dahil edebiliriz. Bu tür bitkilerden bulundurmak istiyorsak mutlak suretle su değerlerini ters ozmoz (RO) suyu, torf veya reçine kullanarak ayarlamamız gerekecektir.<br />
Bitkilerde renk değişimi: Bitkilerimizin istediğimiz renkleri alamamalarının ana nedeni istenen parlaklıkta ve uygun tayfa sahip aydınlatmanın sağlanamaması olsa da bu konu beslenme bozuklukları ile de ilişkilendirilebilir. Daha parlak ve göz alıcı renklerin sağlanabilmesi için kullanılabilir ve yüksek demir konsantrasyonunun sağlanması gerekir. Ancak yüksek nitrat seviyeleri de bu renklenmeyi engelleyen faktörlerden birisidir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><em>Su değişimleri:</em></span> Son olarak değinmek istediğim konu ise su değişimlerinin uygulanması ile ilgili olacak. Su değişimlerinin uygulanması aslında doğrudan bitki sağlığı ile ilişkili değildir. Su değişimlerini uygulamamızın asıl nedenleri suya katmış olduğumuz kimyasalların kullanılmayan kısımlarının birikerek yüksek konsantrasyonlara ulaşmasını engellemek ve ayrıca suda serbest bulunan alg sporlarının bir kısmını sistemin dışına çıkartmaktır. Yüksek destekli akvaryumlarda bu değişimleri haftalık %50 gibi tutmak genellikle yeterli olmaktadır. Düşük destekli akvaryumlarda ise genellikle eksilen suyu tamamlamak ve aylık %20 gibi daha mütevazı su değişimleri uygulamak daha yerinde olacaktır.</p>
<p>Bu son açıklamaların ardından artık tablolara geçebiliriz. İki tablomuzun ilkinde besinlerden hareketle bunların eksiklik ve fazlalık durumlarının nelere neden olabileceği ve hangi öğelerle karşılıklı etkileşimlerinin söz konusu olabileceğini göreceğiz. Ardından gelen ikinci tablomuzda ise sorunlardan yola çıkarak buna neyin sebep olmuş olabileceğini ele alacağız. Tabloları masaüstünüze kaydedip ondan sonra açarsanız daha okunaklı görünecektir.</p>
<p><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong><span style="COLOR: red">TABLO 1:<a href="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/tablo1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-143" title="tablo1" src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/tablo1-300x228.jpg" alt="tablo1" width="300" height="228" /></a></span></strong></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong> </strong></span></span></span></p>
<p><span style="COLOR: red"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><span style="text-decoration: underline;"><strong>TABLO 2:</strong></span></span></span></p>
<p><a href="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/tablo2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-144" title="tablo2" src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/tablo2-223x300.jpg" alt="tablo2" width="223" height="300" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Umarım uzun sayılabilecek bir yazımı daha sabırla başından sonuna kadar okumuş ve işinize yarayabilecek bazı fikirler edinebilmişsinizdir. Hepinize sağlıklı beslenen bitkilerle güzelleşmiş akvaryumlar temenni ederim.</p>
<p> </p>
<p><strong>YILDIRIM ÖZDEMİR</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/07/01/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKVARYUM BİTKİLERİNİN BESLENMESİ Bölüm:3</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/06/30/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum3/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/06/30/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum3/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 10:06:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda yosun]]></category>
		<category><![CDATA[azot]]></category>
		<category><![CDATA[bitkili akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[gübre]]></category>
		<category><![CDATA[karbondioksit]]></category>
		<category><![CDATA[misket gübre]]></category>
		<category><![CDATA[nano]]></category>
		<category><![CDATA[nitrat]]></category>
		<category><![CDATA[nitrit]]></category>
		<category><![CDATA[nitrojen]]></category>
		<category><![CDATA[NPK]]></category>
		<category><![CDATA[potasyum]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı gübre]]></category>
		<category><![CDATA[yosun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Mikro (Eser) Besinler Dünyamızda doğal olarak kendiliğinden oluşmuş kimyasal elementlerin sadece birkaç tanesi canlı dokuları meydana getirmede yer almaktadır. Bunların içinden sadece altı tanesi (karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfür) tüm canlı dokuların %99’unu teşkil etmektedir. Ancak, son derece küçük miktarlarda dahi olsa diğer bazı eser elementlerin de tüm hayati fonksiyonlar için vazgeçilmez bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Mikro (Eser) Besinler</strong></span></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-139" title="3250922122_bedc0cd5a4_b - Kopya" src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/3250922122_bedc0cd5a4_b-Kopya.jpg" alt="3250922122_bedc0cd5a4_b - Kopya" width="450" height="301" /><br />
Dünyamızda doğal olarak kendiliğinden oluşmuş kimyasal elementlerin sadece birkaç tanesi canlı dokuları meydana getirmede yer almaktadır. Bunların içinden sadece altı tanesi (karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfür) tüm canlı dokuların %99’unu teşkil etmektedir. Ancak, son derece küçük miktarlarda dahi olsa diğer bazı eser elementlerin de tüm hayati fonksiyonlar için vazgeçilmez bir önemi vardır. Bunlardan bazıları demir, bakır, kobalt, çinko ve manganez gibi sayılabilir ve tamamı yaşayan organizmalar için gereklidir. Yukarıda büyük ölçeklerde ihtiyaç duyulan makro besinleri ele aldıktan sonra şimdi de çok daha düşük miktarlarda ama vazgeçilmez bir şekilde ihtiyaç duyulan mikro besinlere bir göz atalım.</p>
<p><span id="more-138"></span><br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Demir (Fe):</strong></span><br />
Demir immobil özellikte bir mikro besindir. Demir akvaryum bitkilerin genel sağlık durumları ve renklenmeleri açısından önemli bir role sahiptir. Klorofil üretiminde önemli bir bileşendir. Demir aynı zamanda enerji transferi, nitrojen kullanımı ve lignin oluşturulması gibi fonksiyonları gerçekleştiren pek çok enzimin de bir bileşenidir.  Demir sülfür ile bir arada pek çok reaksiyona katalizör etkisi eden bileşikler meydana getirir. Akvaryumlarımıza katılması açısından demir iki ana şekilde karşımıza çıkar: Ferrous (Fe+2) ve Ferric (Fe+3). Fe+2 durumundaki demir bitkiler tarafından daha kolay alınabilir ve bu nedenle tercih edilen şeklidir. Demirin bu formda muhafaza edilebilmesi hazırlanan gübre karışımları içinde kullanılan şelatlayıcılarla sağlanır. Şelat maddesi ne kadar zayıf olursa (glukonat gibi) bitkiler demiri o kadar kolay kullanabileceklerdir. Ancak bu durumda da demir 8 saatten daha fazla kullanıma uygun şekilde kalamayacaktır ve yeterli fayda elde edilebilmesi için günlük olarak verilmesi gerekecektir. Daha güçlü şelat maddeleri ile (DPTA gibi) bu süre uzatılabilmektedir ancak bu seferde bitkilerin bu demiri kullanmaları zorlaşmaktadır. Bu nedenle kullanmakta olduğunuz demir gübresinin bu özelliği göz önüne alınarak dozlama yönteminizi belirlemeniz gerekir. Fe+3 formundaki demir daha seyrek bir şekilde karşılaştığımız bir formdur ve genellikle katı/tablet demir takviyelerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bu besinin bitkilerimizde eksik olduğu kendini solgun görünen bitkiler, yaprak ve dalların hemen hemen aynı renk tonunda görünmesi gibi belirtilerle gösterir. Taşınamaz özellikte bir besin olması nedeniyle eksiklik öncelikle yeni yapraklarda kendini gösterir. Hızlı gelişim gösteren bitkiler bu eksikliğe karşı daha duyarlıdırlar. Bazı bitkilerden örnek verecek olursak E.parvula yeterli demir aldığında daha koyu yeşil bir renk alırken, eksiklik durumunda açık yeşil/sarı bir renk alır. Ceratophyllum bitkisinin gelişim uçları pembe ile beyaz arası bir renk alacaktır. E.Densa türünde ise yeşilimsi sarı ve sarı bir renklenme başlayacaktır. Yetersizliğin belirlenmesindeki ortak özellikler arasında yeni yapraklarda yetersiz klorofil oluşumu, damarlar yeşil kalırken aralarında kalan bölgelerde renk kaybı sayılabilir. Daha ileri aşamalardaki yetersizliklerde sararmaya başlamış olan yapraklar daha kırılgan ve saydam bir görünüm alarak, nihayetinde dökülürler. Yapraklar daha küçük çıkarlar ve saplarına doğru kıvrılmış vaziyette kalırlar. Kılıç yapraklı bitkilerde yeni yapraklar küçük kalırlar, boylamasına daha solgun renkte şeritler parçacıklar oluşur. Demir eksikliğinin belirmesinin yetersiz gübre takviyesinden baka nedenleri de mevcut olabilir. Aşırı fosfat takviyesi demir ile etkileşime neden olarak demirin bitkilerin kullanamayacağı bir forma dönüşmesine neden olabilir. Bu nedenle sıklıkla mikro ve makro besin takviyelerinin aynı anda değil, aralıklı olarak yapılmaları tavsiye edilir. Yüksek karbonat sertliği (KH) ve 7’nin üzerindeki pH değerinin aynı anda bulunması da demirin kullanılmasına engel olmaktadır. Soğuk ortam da bitkilerin demir yetersizliğini pekiştirmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Boron (B):</strong></span><br />
Boron immobil özellikte bir mikro besindir. Boronun öncelikli fonksiyonu hücre duvarlarının oluşmasıyla ilgilidir. Bitki bünyesindeki şeker nakli ve çiçeklenme de gene boron mevcudiyetine bağlıdır. Boron sayesinde bitkilerde sağlıklı depolama dokularının oluşumu ve hormon seviyelerinin düzenlenmesi de temin edilmektedir. İmmobil özelliği nedeniyle bu besinde oluşabilecek bir yetersizlik kendini gelişim uçlarında ve yeni yapraklarda gösterecektir. Eksiklik belirtilerinin kendilerini gösterme şekli kalsiyum yetersizliğindekine çok benzerlik gösterir. İlk aşamalarda dal ve kök gelişimi zayıflar. Yeni çıkan yapraklar buruşuk, kapalı ve daha küçük boylarda olur. Ardından hem gelişim uçları hem de yeni kökler ölmeye başlar. Yeni beliren sürgünler ölürler. Bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Düşük pH ortamları Boron yetersizliğini pekiştirmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Kobalt (Co):</strong></span><br />
Kobalt mobil özellikte bir mikro besindir. Bitkilerimizin gelişim hızını artırması ve nitrojen kullanımına katkısı nedeniyle önem taşır. Kobalt ayrıca dokularda yer alan B12 vitamininin önemli bir bileşenidir. Henüz kesin olarak doğrulanmamış olsa da kobalt pek çok enzim sistemi için aktive edici bir unsur olarak fonksiyona sahiptir. Mobil özelliği nedeniyle eksiklik kendini ilk olarak eski yapraklarda kendini gösterecektir. İlk aşamalarda klorosis, yani pek çok diğer mobil besinde olduğu gibi klorofil kaybına bağlı olarak eski yapraklarda sararma ortaya çıkar. Ardından genel olarak yeni yaprak gelişiminde bir yavaşlama/durma veya erken yaşlanma görülebilir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Bakır (Cu):</strong></span><br />
Bakır immobil özellikte bir mikro besindir. Bakır karbonhidrat ve nitrojen metabolizması açısından önem taşır. Hücre duvarlarının güçlendirilmesi için gereken lignin üretimi ve solmanın önüne geçilebilmesi için bitkilerin bakıra ihtiyacı vardır. Bu besin yeni yapraklarda eksikliğini ölü yaprak uçları ve içe doğru kıvrılan yaprak kenarları ile göstermektedir. Ardından gelişimin duraklaması, yaprak dökümü ve çiçek kollarının zayıflayarak yan yatmaları görülebilmektedir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Yüksek pH seviyeleri, bol miktarlardaki demir ve fosfor bitkilerin bakır alımını yavaşlatabilmektedir. Yüksek bakır miktarları bitkilerin gelişim uçlarını ve kök oluşumlarını olumsuz etkiler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Manganez (Mn):</strong></span><br />
Manganez immobil özellikte bir mikro besindir. Manganez fotosentez, nitrojen kullanımı ve bitki metabolizması için ihtiyaç duyulan diğer bazı bileşenlerin oluşturulması için gereklidir. Bu besinin eksikliği yeni yapraklarda ölü bölgelerin (klorosis) belirmesi, ana damarların yeşil kalırken diğer bölgelerin tamamen sararması şeklinde kendini gösterecektir. Ardından gelişim tamamen durabilir. Yaprak ve yeni sürgünler fark edilir biçimde küçülürken, çiçeklenmeye de engel teşkil edebilir. Manganez demir ile ciddi bir karşılıklı etkileşim içindedir. Bu besinin eksikliğinin akvaryumlarımızda ortaya çıkmasının en büyük nedeni gereğinden fazla miktarda demir takviyesinin yapılmasıdır. Aksi şekilde manganezin fazla bulunması da mevcut olduğu halde demir yetersizliğinin belirmesine neden olabilecektir. Bunların dışında bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Yüksek pH seviyeleri manganez eksikliğini pekiştirmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Molibden (Mo):</strong></span><br />
Molibden mobil özellikte bir mikro besindir. Nitrojen kullanımı, protein sentezi ve sülfür kullanımı molibden kullanımıyla gerçekleşir. Ancak ihtiyaç duyulan miktar çok çok küçük seviyelerde olduğundan çoğu bitki bu besinin eksikliğini pek göstermez. Eksikliği sıklıkla nitrojen yetersizliği ile karıştırılan molibden problemi ilk olarak yaşlı yapraklarda gösterecektir. Bitki genel yeşil görünümünü muhafaza ederken yaşlı yapraklarda damarlar arasından başlamak üzere sararma görülecek ve giderek yaşlı yaprakların geneline yayılacaktır. Aynı zamanda yaprak kenarlarında kahverengi renklenmeler belirebilecektir. Yeni yapraklar daha dar ve şekilleri deforme olmuş olarak ortaya çıkabilirler. Çiçek veren bitkilerde çiçeklenme de durabilecektir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler. Düşük pH molibden alımını zorlaştırmaktadır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Çinko (Zn):</strong></span><br />
Çinko suyun dışında yaşayan bitkiler için immobil bir besinken, su bitkileri için mobil özellikte bir mikro besindir. Enerji üretimi, protein sentezi ve gelişimin kontrolü açısından gerekli pek çok enzim sisteminin kaçınılmaz bir bileşeni olarak öenm taşır. Yetersizlik belirtileri kendini yaşlı yapraklarda yaprak uç ve kenarlarından başlayarak damar aralarına doğru yayılan bir sararma ile gösterecektir. Bu besine ait en karakteristik özelliklerden birisi ileri aşamalarda gelişim uçlarında ve yeni yaprakların oluşumunda gözlemlenecektir. Şöyle ki, nodlar (dal üzerinde yaprakların çıktığı boğumlar) arası mesafe ortadan kalkacak yeni yaprakların tamamı sanki aynı noddan çıkıyormuş gibi bir görünüm oluşacaktır. Yüksek pH durumunda bu besinin suda kullanılabilir şekilde bulunması da kısıtlanacaktır. Ayrıca soğuk ortam da yetersizliğe neden olabilmektedir. Yüksek fosfor ve demir oranları da bu sorunu pekiştirebilmektedir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Klor (Cl):</strong></span><br />
Klor mobil özellikte bir mikro besindir. Fonksiyonlarının başında stomatal aktivite ve bitkilerin fizyolojik fonksiyonlarındaki elektriksel yükün dengelenmesi gelmektedir. Aynı zamanda bitkileri bazı hastalıklara karşı koruması açısından da büyük öneme sahiptir. Klor yetersizliği kendini damarlar arsında kalan bir sararma ve yeni yaprakların solgunlaşması ile gösterir. İlerlemiş safhalarda yaşlı yaprakların üst yüzlerinde bronzlaşma görülebilir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız eser element takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Sodyum (Na):</strong></span><br />
Sodyum mobil özellikte bir mikro besindir. Potasyum yetersizliği durumunda potasyumun başta taşıma sistemi üzerindeki rolü olmak üzere bazı görevlerini çok daha zayıf bir seviyede gerçekleştirmeye yardımcı olur. Fotosentez için gerekli su dengesini değiştirerek fotosenteze de etki eder. Karbonat bileşikleri oluşturarak özellikle Elodea olarak bilinen bitki için karbon kaynağı oluşturabilir. Sodyum NaCl formunda, yani bildiğimiz tuz şeklinde sularımızda yer alır. Bu bileşenin akvaryum suyumuzad fazla bulunması durumunda bitkilerimiz su kaybına uğrayacak ve ironik bir anlatımla suyun altında susuzluktan kuruyacaktır. Suyun kaybedilmesi, bitki bünyesinden tuz yoğun ortama doğru osmoz hareketi ile suyun çekilmesi neticesinde oluşmaktadır. Bunun ardından hücre zarları hücre duvarından ayrılacak ve plazmoliz adı verilen olay gerçekleşecektir. Bu olay belli bir süre devam ettiği takdirde bitki solacak ve bir süre sonra ölecektir. Pek çok hobicinin standart akvaryumlarında bitki gelişmemesini söylemelerinin en büyük nedenlerinden biri, su değişimlerinde tuz eklemelerinden dolayı bu olayın gerçekleşiyor olmasıdır. Ancak bitki gelişimi için hayati bir önem taşımamaktadır. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Diğerleri:</strong></span><br />
Bu bölümde değindiğimiz başlıca mikro besinlerin dışında üzerinde kesin araştırmalar yapılmamış ve sonuçlar elde edilememiş (her ne kadar bunların karasal bitkiler üzerindeki pek çok araştırması yapılmış olsa da) pek çok başka element daha mevcuttur. Bunlardan başlıcaları Nikel (Ni), İyot (I), Florür (F), Silikon (Si), Selenyum (Se), Alüminyum (Al), Platin (Pt) ve Vanadyum (V) olarak sayılabilir. Bu elementlerin tümü kuru bitki dokularının araştırılmasında tespit edilmiş ve varsayımsal olarak pek çok fonksiyonda, özellikle de enzim sentezlerinde kullanıldıkları ifade edilmiştir.</p>
<div>________o________</div>
<p>Böylece ilk üç bölümün sonuna gelmiş oluyoruz. Son olarak basit bir tabloyla bitkilerimiz için gerekli tüm mineral elementleri yani bitki besinlerini gösterelim:</p>
<div><img src="http://www.bitkiliakvaryum.com/resim/gminbes.jpg" border="0" alt="" /></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/06/30/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKVARYUM BİTKİLERİNİN BESLENMESİ Bölüm:2</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/21/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum2/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/21/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum2/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 May 2009 16:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum peyzajı]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda aydınlatma]]></category>
		<category><![CDATA[altın oran]]></category>
		<category><![CDATA[amano]]></category>
		<category><![CDATA[azoo]]></category>
		<category><![CDATA[azot]]></category>
		<category><![CDATA[bitkili akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[Ca]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[fe]]></category>
		<category><![CDATA[fosfat]]></category>
		<category><![CDATA[fotosentez]]></category>
		<category><![CDATA[hagen]]></category>
		<category><![CDATA[K]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[karbon dioksit]]></category>
		<category><![CDATA[karbondioksit]]></category>
		<category><![CDATA[klorofil]]></category>
		<category><![CDATA[Magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[manganez]]></category>
		<category><![CDATA[mayalı karbondioksit]]></category>
		<category><![CDATA[Mg]]></category>
		<category><![CDATA[misket gübre]]></category>
		<category><![CDATA[Mn]]></category>
		<category><![CDATA[N]]></category>
		<category><![CDATA[nitrat]]></category>
		<category><![CDATA[nitrojen]]></category>
		<category><![CDATA[NPK]]></category>
		<category><![CDATA[P]]></category>
		<category><![CDATA[potasyum]]></category>
		<category><![CDATA[seachem]]></category>
		<category><![CDATA[sera]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı gübre]]></category>
		<category><![CDATA[tablet gübre]]></category>
		<category><![CDATA[takashi amano]]></category>
		<category><![CDATA[tetra]]></category>
		<category><![CDATA[tropica]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[BESLENME BOZUKLUKLARININ BELİRLENMESİ 1.Bölüme genel olarak akvaryum bitkilerinin ihtiyaç duyacağı besinlere kısaca değinmeye çalıştık. Sağlıklı bir gelişim sağlanmak isteniyorsa bu besinlerin akvaryum ortamında sürekli olarak bulundurulması gerektiği aşikârdır. Peki bu besinlerin eksik oldukları yada daha önemlisi hangisinin eksik olduğunun belirlenmesi ise biraz daha gözlemleme ve teorik bilgiye ihtiyaç duyar. Herhangi bir besin eksikliğini analiz edebilme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="text-decoration: underline;"><strong>BESLENME BOZUKLUKLARININ BELİRLENMESİ</strong></span></div>
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-132  aligncenter" title="inf040_012_x" src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/inf040_012_x.jpg" alt="inf040_012_x" width="443" height="330" /></p>
<p>1.Bölüme genel olarak akvaryum bitkilerinin ihtiyaç duyacağı besinlere kısaca değinmeye çalıştık. Sağlıklı bir gelişim sağlanmak isteniyorsa bu besinlerin akvaryum ortamında sürekli olarak bulundurulması gerektiği aşikârdır. Peki bu besinlerin eksik oldukları yada daha önemlisi hangisinin eksik olduğunun belirlenmesi ise biraz daha gözlemleme ve teorik bilgiye ihtiyaç duyar. Herhangi bir besin eksikliğini analiz edebilme konusunda pek çok önemli husus bulunmaktadır.</p>
<p>Bir bitkili akvaryumda işlerin yolunda gitmesini sağlamak için gerekli olan besin seviyelerinin tespit edilmesinde bitkilerin gelişim durumlarını analiz etmek en etkili yöntemdir. Düşük gelişim akvaryumlarında (Low-Tech, düşük ışıklandırma ve CO2 takviyesiz ortamlar) bitkiler genellikle gözle görülebilir herhangi bir eksiklik belirtisi göstermezler. Ancak hızlı gelişim akvaryumlarında (High-Tech, yüksek ışıklandırma ve CO2 takviyesi) bitkiler o kadar hızlı gelişim göstereceklerdir ki, sıklıkla pek çok besini tüketeceklerdir. Hızlı gelişim akvaryumlarında dahi herhangi bir eksikliği görebilmek için öncelikle en hızlı gelişim gösteren bitkilere göz atmak gerekmektedir. Yavaş gelişim gösteren bir Anubias bitkisinde bir eksikliği tespit edebilmek 1–2 hafta sürebilecekken, hızlı gelişim gösteren herhangi bir Hygrophilia türünde aynı eksiklik 1–2 gün içinde kendini gösterecektir&#8230;</p>
<p><span id="more-131"></span></p>
<p>Besin eksikliklerinin gözlemlenmesinde bakılacak ilk husus, bozulmanın daha ziyade bitkilerin eski yapraklarında mı yoksa yeni yapraklarında mı olduğunun belirlenmesidir. Bu sayede eksikliğe neden olabilecek mineral türlerinde bir sadeleştirme yapmak mümkün olabilecektir. Bu minerallerin bir kısmı mobil (taşınabilir) besinler olarak adlandırılmaktadır. Bundan kasıt bitkinin ihtiyaç belirmesi durumunda yetersiz olan besini kendi bünyesi dâhilinde eski yapraklarından çekip, yeni çıkacak olan yapraklara taşıyabiliyor olmasıdır. Bunun neticesinde de bu mobil besinlerin yetersizlikleri öncelikle eski yapraklarda ortaya çıkacaktır. Bunların dışında kalan besinlere ise immobil (taşınamaz) besinler denir ki bunlarda eski yapraklardan alınamayacak olan besinlerdir. Bunun neticesinde oluşacak beslenme bozuklukları ise yeni yapraklarda ve gelişim uçlarında kendini gösterecektir. Mobil besinler arasında Nitrojen (N), Fosfor (P), Potasyum (K), Magnezyum (Mg) ve Çinko (Zn) sayılabilir. İmmobil besinler arasında ise Boron (B), Kalsiyum (Ca), Bakır (Cu), Demir (Fe), Manganez (Mn) ve Sülfür (S) yer almaktadır.</p>
<p>Besinlerin bitkiler üzerinde ne işe yaradıkları ve eksiklikleri durumunda nelerin ortaya çıkabileceği tanımlanmaya çalışılmış olsa dahi, bu konu hiçbir zaman için kesin bir bilimsel açıklama olarak verilmemiştir. Bazı beslenme bozukluğu belirtileri pek çok farklı besine karşılık gelebilmektedir. Bazı durumlarda ise bir besinde oluşabilecek yetersizlik yada fazlalık, karşılıklı etkileşim nedeniyle bir başka besinin bitki tarafından kullanılmasına engel olabilmektedir. Ayrıca bir besinin aşırı yetersiz olduğu durumlarda bitkinin göstermiş olduğu işaretler ile aynı besinin daha düşük seviyelerdeki yetersizliği durumunda aynı bitkinin gösterebileceği işaretler birbirinden tamamen farklı olabilmektedir. 2+2’nin her zaman 4 etmediği işte bu ortamda sürekli gözlem ve tecrübenin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tecrübeyi edinirken de hangi besinlerin bitkiler tarafından kullanıldığını, hangi besinin ne işe yaradığını, eksikliğinin bitkinin hangi kısmında ve ne şekillerde kendini gösterebileceğini biliyor olmak gerekmektedir. Aşağıda bu doğrultuda sizlerle paylaşmak için hazırladığım bitki besinleri ve beslenme bozukluklarına ilişkin analizlerimi aktarmaya çalışacağım.</p>
<div><img src="http://img196.imageshack.us/img196/7001/nutrientdeficiencytrnetn.jpg" border="0" alt="" /></div>
<p>Yukarıdaki grafikte akvaryumlarımızda daha bol miktarlarda kullanılan ve beslenme bozukluklarını daha çabuk ve kolay gösteren dal (stem) bitkilerden birisi temsili olarak kullanılmıştır. Bu resimde belli başlı bazı besinlerin eksikliklerinin bitki üzerinde ne gibi sorunlara neden olduğu görülmektedir. Örnekte verilen beslenme bozuklukları bitkiler üzerinde en sıklıkla tespit edilen ve daha ziyada problemin ilk başladığı erken safhalardaki görünümlerini resmetmektedir. Daha önce de değinildiği gibi pek çok nedene bağlı olarak (özellikle ilerlemiş safhalar ve besin grupları arasındaki etkileşim) bu görünüm çok daha farklı şekilde de karşımıza çıkabilecektir.</p>
<p>Şimdi ise sırasıyla bitki akvaryumunda az yada çok bulunması gereken besin maddelerinin her birine biraz daha detaylı olarak değinelim:</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">(Toplam) Nitrojen (N):</span><br />
Nitrojen mobil özellikte bir makro besindir. Aşırı düzeylere varan bir eksikliği bitki akvaryumlarında çok nadiren karşılaşılan bir durumdur. Yukarıda toplam deyiminin kullanılmasının nedeni bu elementin sularımızda pek çok farklı formda mevcut olabilmesinden kaynaklanmaktadır. Toplam nitrojen organik ve inorganik formlar olarak iki ana gruba ayrılabilir.  İnorganik forma giren türevler arasında nitrat (NO3-), nitrit (NO2-), iyonlanmış amonyak (NH4), iyonlanmamış amonyak (NH3+) ve nitrojen gazı (N2) sayılabilir. Amino asitler ve proteinler ise organik formu oluştururlar. NH4 ve NO2- dışında kalan nitrojen türevleri aşırı yüksek değerlere ulaşmadığı sürece faunaya zarar vermezler. Bitkilerin her türden nitrojen kaynağını kullanabileceği bilinen bir gerçektir. Örneğin NH4 bitkilerin daha kolay kullanabildiği bir nitrojen kaynağı olmasına rağmen alglerin de en fazla tercih ettiği besin kaynağıdır ve bitkilere göre çok daha hızlı tepki vermektedirler. NH4 seviyelerindeki bir yükselmeye algler birkaç saat içinde karşılık vereceklerdir ve genellikle yeşil su oluşumu kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle NH4 içeren bazı tablet gübreleri, saksı bitkileri için kullanılan torf ve benzeri maddeler ile karasal bitki gübrelerinin kullanılması tavsiye olunmaz. Nitrifikasyon bakterilerine barınma imkanı sağladığı ve dolayısıyla da suda oluşabilecek NH4 fazlasının daha basit türevlere dönüşmesini sağlayacağı için bitkili akvaryumlarda biyolojik filtrasyon ve büyük filtreler kullanılması tavsiye edilmektedir. Bitki ve alglerin varlığını sürdürebilmesi için son derece büyük öneme sahip bir temel besin grubudur. Bitkilerin enzimleri, proteinleri ve amino asitleri üretebilmesinde (dolayısıyla varlıklarını sürdürebilmelerinde) temel yapı taşıdır. Toplam nitrojenin yetersiz kalması durumunda bitki ve alglerin gelişimlerinin de yavaşladığı bilinmektedir. Nitrojen yetersizliğinin ortaya çıktığı durumlar toplam nitrojen (TN) oranının, toplam fosfata (TP) olan oranının 10 ve altında olduğu durumlardır (yani TN/TP &lt; 10). Fosfat yada potasyum gibi besinlerdeki bir yetersizlik gelişimi yavaşlatırken, nitrojen yetersizliği gelişimi tamamen durdurabilir ve ardından tümden bozulmayı başlatabilecektir. Nitrojen seviyelerinin (NO3 göz önünde bulundurulursa) 10ppm seviyelerinin altına düşmemesi, 15-20ppm civarında tutulması tavsiye olunur. Bu eksikliğin belirmesi durumunda bitkilerde ortaya çıkacak olan gelişim bozuklukları ise öncelikle yaşlı yapraklarda kendini gösterecektir. Bu yapraklarda açık yeşilin ardından sarıya dönen bir renk değişimi gözlenecek ve bitki genel olarak daha açık yeşil bir renge sahip olacaktır. Aynı sararma dallarda da görülebilecek ve dallar daha cılızlaşacaktır. Yetersizliğin çok ileri safhalara varması durumunda yaşlı yapraklarda ölüm başlayacaktır. Antosiyanin (renk verici bir pigment) içeren bitkilerde ise yapraklarda kırmızımsı bir renk gözlemlenebilir. Daha genç yapraklarda ve yeni sürgünlerde ise erken yaşlanma ve sararma ortaya çıkarken büyüme çok yavaş olacak ve durabilecektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">(Toplam) Fosfor (P):</span><br />
Fosfor mobil özellikte bir makro besindir. Bu besin bitki akvaryumlarında hep yanlış anlaşılmış ve alg oluşumuna neden olan ve pek fazla bir faydası olmayan bir element olarak değerlendirilmiştir. Yüksek ışığın algin nedeni olduğunun söylenmesi gibi bu da eski ve geçersiz bir teoridir. Tüm canlı organizmaların bünyesinde fosfor mevcuttur. Hücre membranlarının bir bileşeni olarak, bir enerji kaynağı olarak, DNA ve RNA üretimine imkan veren bir element olarak, kök oluşumu, çiçeklenme ve tohumlanmanın en önemli unsuru olarak ve pek çok diğer bio-kimyasal proses açısından büyük önem taşır. Fosfor organik ve inorganik fosfat olarak iki farklı formda mevcut olabilmektedir. Organik formuna örnek olarak balık artıkları, yemler, bozulan bitki parçacıkları, bakteriyel prosesler kaynak olarak gösterilebilir. İnorganik formuna ise dışarıdan takviye edilen gübreleri, pH sabitleyicileri örnek verebiliriz. Organik fosfat herhangi bir hücrenin direk olarak bir bileşeni yada bir başka element(ler)le reaksiyona girerek oluşturduğu yeni bir bileşen olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu türden fosfatın kullanılabilmesi için bakteriler tarafından parçalanması gerekecektir. İnorganik fosfat ise bitkilerin direkt olarak kullanabileceği türdür. Standart akvaryumlarda bulunan fosfatın %90’dan fazlası organik fosfattır. Örneğin 5 gramlık bir pul yem sudaki organik fosfat seviyesini 0,4ppm artıracaktır. Piyasadan edinebileceğiniz bir test kiti sudaki toplam fosfatı değil sadece kullanılabilir inorganik fosfat seviyesini gösterecektir. Bitki gelişimi için gerekli olan tüm diğer faktörlerin mevcut ve yeterli olduğunu farz edersek fosfor eksikliği sadece gelişimi yavaşlatacaktır. Nitrojen eksikliğindeki gibi gelişim tamamen durmayacaktır ancak gelişimi yavaşlatmanın yanı sıra diğer besinlerin de alınmasını ve kullanılmasını durdurabilecektir. İşte bu aşamada alg oluşumu tetiklenmiş olacaktır. Bitkili akvaryumlar bitki miktar ve çeşitliliği, ışık ve diğer etkenler açısından farklı düzeylerde gereksinimler gösterseler de fosfor (PO4) seviyelerinin 0,5-2ppm aralığında tutulması tavsiye olunur. Fosfat eksikliği tüm mobil besinlerde olduğu gibi kendisini yaşlı yapraklardan göstermeye başlar. Yaprak uçlarından ve kenarlarından başlayarak, yaprak damarlarının arasına doğru yayılan bir sararma görülecektir. Daha ileri aşamalarda yaprak dökülmeleri gözlemlenebilir. Yeni yapraklara ve yaprak oluşumuna bakılacak olursa oldukça büyük bir yavaşlama görülecektir. Renkli bitkiler yeşil kalabilirken, yeşil bitkiler ise daha koyu yeşil bir renk alacaklar ve boyut olarak daha küçük kalacaklardır. Bu koyu renk bazı durumlarda fosfatın demir ile reaksiyona girmesi ve fosfatın kullanılamaz hale gelmesi neticesinde de ortaya çıkabilmekte ve ardından bitkinin ölümüne neden olabilmektedir. Çiçek ve tohum oluşumu tamamen duracaktır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Potasyum (K):</span><br />
Potasyum mobil özellikte bir makro besindir. İleri düzey hobiciler tarafından genellikle potasyum seviyeleri 10-20 ppm aralığında tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak güvenilir potasyum test kitlerini bulmak pek mümkün olmadığı gibi bu konuda hangi değerlerin ideal değerler olduğuna dair kesin bir bilgi de bulunmamaktadır. Gene de bu konuda bir avantajımız olduğu söylenebilir. Çünkü potasyumun fazlasının herhangi bir zararına yada olumsuz bir etkileşimde bulunduğuna dair kesin bir bulgu yer almamaktadır. Piyasada yer alan hemen her ticari üründe potasyum bol miktarda bulunabildiği gibi kendi hazırlayabileceğiniz gübreler için hammadde bulunması da oldukça kolaydır. Potasyum diğer makro besinlere göre genellikle hakkında daha az bilgi sahibi olunan (bu nedenle sıklıkla da ihmal edilen) ancak bitki bünyesinde son derece hayati öneme sahip bazı fonksiyonların yerine getirilmesi için anahtar rolü olan bir elementtir. Bu elementin daha iyi tanınabilmesi için bitki üzerinde etkisi olan fonksiyonlara yakından bir bakmakta fayda olduğunu düşünüyorum:<br />
Enzim aktivasyonu: Enzimler bir takım kimyasal reaksiyon için katalist olarak kullanılırlar. Bir reaksiyonun oluşabilmesi için diğer bazı molekülleri birleştirirler. Potasyum bu şekilde bitki gelişiminde yer alan 60 farklı enzimi harekete geçirir. Potasyum bu işlemi gerçekleştirirken enzim moleküllerinin fiziksel yapılarını değiştirerek kullanılabilir hale gelmesini sağlar. Ayrıca bitki bünyesinde yer alan pek çok organik anyonu ve diğer bazı bileşenleri nötrleyerek, bitki bünyesinde enzim reaksiyonları için optimum seviye olan 7-8 pH değerinin oluşmasını sağlar. Hücre içinde yer alan potasyum miktarı kaç enzimin aktive edilebileceğini ve kimyasal reaksiyonların hangi oranda gerçekleşebileceğini belirler.<br />
Stomatal aktivite: Bitki yapraklarının alt yüzeylerinde yer alan ve karbondioksit, su ve oksijen alış verişini sağlayan gözeneklere stomat adı verilmektedir. Bu stomatların açılıp kapanmalarını düzenlemesi açısından bitkiler gene potasyuma ihtiyaç duyarlar. Bu stomatların düzenli çalışabilmesi, fotosentez, su ve besin iletimi ve bitkinin soğutulabilmesi açısından hayati önem taşır.<br />
Fotosentez: Potasyumun fotosentezdeki rolü biraz karmaşıktır. Potasyum tarafından enzimlerin harekete geçirilmesi ve bu şekilde adenosin trifosfat (ATP) üretimine müdahil olması fotosentez hızının ayarlanması üzerinde etki etmektedir. Bu etkisi muhtemelen potasyumun stomatal aktivite üzerindeki etkisinden daha önemlidir. CO2 ve suyu bir araya getirerek şekeri oluşturabilmek üzere ışık enerjisi kullanılırken, ilk aşamada açığa çıkan enerjiye ATP adı verilir. Daha sonra ATP pek çok farklı kimyasal reaksiyon için enerji kaynağı olarak kullanılır. ATP üretimi esnasındaki elektriksel yük dengesi potasyum iyonları tarafından sağlanır. Bitkiler potasyum yetersizliği ile karşılaştığında fotosentez hızı ve ATP üretim hızı düşer ve ATPye bağımlı olan tüm fonksiyonlar da yavaşlar. Aksi durumda ise bitkinin solunumu artar ve bir aşamadan sonra bu durum bitkinin gelişim ve büyümesini yavaşlatabilir. Akvaryumlarımızda gördüğümüz pek çok bitkide, yapraklar ışığa doğru tam açılarak daha fazla ışık alabilmeye çalışırlar yada aksine ışıktan zarar görmemek için yukarı yada aşağı doğru kapanırlar. Bu sayede fotosentez hızını da ayarlayabilirler. Yapraklarda görülen bu hareketlenme de gene potasyumun belirli bazı dokularda içeri yada dışarı doğru hareket ederek turgor basıncını kontrol edilebilir bir şekilde değiştirmesiyle mümkün olmaktadır.<br />
Şekerin taşınması: Fotosentez sırasında üretilen şeker kullanım veya depolama maksatlarıyla bitki bünyesinde farklı yerlere taşınmak zorundadır. Bitkilerin bu taşıma sistemi için kullandıkları enerji de ATP enerjisidir. Aynı şekilde eğer potasyum yetersizse, daha az ATP ortaya çıkacak ve bu taşıma sistemi kesintiye uğrayacaktır. Şekerin yanı sıra aynı mantık çerçevesinde su, nitrat, fosfat, kalsiyum, magnezyum ve amino asitlerin de taşınabilmesi güçleşecektir. Dolayısıyla bu taşıma sisteminin düzgün işeyebilmesi açısından da bol miktarda potasyum gereklidir.<br />
Protein sentezi: Protein sentezinin hemen her adımında potasyuma ihtiyaç duyulmaktadır. Yeterli potasyum olmasaydı, bitki gelişim proseslerinin tümünün ayarlanabilmesi için gerekli olan protein ve enzimlerin üretilmesinde gereken bitki hücrelerinde yer alan genetik kodlarda oluşamazdı. Potasyum yetersizliğinin olması durumunda kullanılabilir nitrojen ne kadar bol olursa olsun protein sentezi mümkün olamaz. Bunun akabinde ise protein hammaddeleri olan amino asitler, amitler ve nitratlar birikmeye başlayacaklardır.<br />
Nişasta sentezi: Nişasta sentezi için gereken enzim de diğer pek çok enzim gibi potasyum tarafından harekete geçirilmektedir. Yetersiz potasyum seviyelerinde, nişasta miktarı düşerken, karbonhidratlar ve nitrojen bileşenleri artmaya başlayacaktır. Yüksek potasyum seviyelerinde nişastanın üretildikleri bölgelerden depolanma bölgelerine taşınmaları da daha etkin olacaktır.<br />
Yukarıda kısaca değindiğimiz fonksiyonların ardından potasyumun ne kadar önemli bir besin olduğu gayet açıktır. Şimdi son olarak bu besinin eksik kaldığı durumlarda bitkilerin göstereceği belirtileri özetleyelim. Potasyum yetersizliğinin en karakteristik belirtisi yavaşlamış bitki gelişimi, yaprak kenarlarında sararma yada yanmış gibi bir görünüm ortaya çıkmasıdır. Bir başka belirti olarak dallarda ve yaprak saplarında zayıflamayı da sayabiliriz. Daha ileri aşamalarda eski yapraklar üzerinde ölü bölgeler ortaya çıkmaya başlar. Bu bölgeler giderek genişleyen noktacıklar/delikler olarak fark edilebilir. Daha ileri aşamalarda yapraklar, damarlar da dahil olmak üzere tamamen sararak ölürler.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kalsiyum (Ca):</span><br />
Kalsiyum immobil özelikte bir makro besindir. Bu nedenle bu besinin eksikliği tamamen yeni yaprak oluşumu ve gelişim uçlarında kendini göstermektedir. Kalsiyum eksikliği aşırı derecede yumuşak suların yada sadece ters ozmoz sularının kullanıldığı akvaryumlar dışında pek rastlanılan bir durum değildir. Ancak daha sık karşılaşılan bir durum olarak aşırı sert sularda yüksek kalsiyum seviyeleri diğer bazı besinlerin, özellikle de potasyumun alınmasını/kullanılmasını kısıtlayabilmektedir. Piyasada bulunan test kitleri tamamen tuzlu su akvaryumlarında kullanılmak üzere tasarlanmış ve tatlı su akvaryumları için bu türden bir uygulama olmadığından belli bir seviye kriteri de belirlenmemiştir. Ancak GH testleri kullanılarak suyun toplam sertliğinden hareket edilerek bir sonuca varmak mümkündür. Suyun toplam sertliği, hemen her zaman hem kalsiyum hem de magnezyum elementlerinin aynı anda varolduğu kabul edilerek düşünülebilir. Aksi durumlar son derece kısıtlı ve tamamen göz ardı edilebilecek durumlardır. Bu noktadan hareketle 4-7 derece arasındaki bir GH değeri hemen hemen tüm bitki türleri için yeterli kalsiyum miktarının suda mevcut olduğu sonucunu verecektir. Kalsiyum elementinin akvaryum ortamında yetersiz olması neticesinde bitkilerde ortaya çıkabilecek beslenme bozukluklarını 3 aşamada ele alabiliriz. Kalsiyum yetersizliğinin çok düşük seviyelerde olduğu yada sorunun ilk günlerinde karşılaşılabilecek sorunlar arasında küçük ve deforme olmuş yaprak oluşumunu, ana damarlar normal görünürken yaprak dokularının zayıflamasını, yaprakların düz görünmek yerine içe doğru bükülmesini sayabiliriz. Orta seviyelerdeki kalsiyum yetersizliklerinde ise ilk aşamanın ardından boyut olarak küçülmüş yapraklarda birdenbire beliren eğilme ve bükülmeler, yeni yapraklar üzerinde beyaz bölgeler ve yaprak kenarları gözlemlenebilecektir. Aynı zamanda kökler kısalıp, büzüşecekler ve kök uçları ölmeye başlayacaktır. Bu aşamada Vallisneria türlerine has bir bozukluk olarak, sanki daracık bir alanda sıkışarak gelişimini sürdürüyormuşçasına yaprakların kıvrılıp, birbirlerine dolandıkları görülebilir. Üçüncü ve son aşama olarak ileri düzeylerdeki yetersizlik durumlarında, yeni yaprakların neredeyse tamamen beyaz bir şekilde çıktıkları, yaprakların normal bir görünümden çok uzak, küçük toparlak oluşumlar halinde kaldıkları ve son olarak hem bitkilerin gelişim uçlarının hem de kök uçlarının tamamen öldükleri görülebilecektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Magnezyum (Mg):</span><br />
Magnezyum mobil özelikte bir makro besindir. Bu nedenle bu besinin eksikliği daha ziyade eski yapraklarda kendini göstermektedir. Magnezyum eksikliği de kalsiyum gibi aşırı derecede yumuşak suların yada sadece ters ozmoz sularının kullanıldığı akvaryumlar dışında pek rastlanılan bir durum değildir. Piyasada bulunan test kitleri aynen kalsiyum testlerinde olduğu gibi tamamen tuzlu su akvaryumlarında kullanılmak üzere tasarlanmış ve tatlı su akvaryumları için bu türden bir uygulama olmadığından belli bir seviye kriteri de belirlenmemiştir. Ancak GH testleri kullanılarak suyun toplam sertliğinden hareket edilerek bir sonuca varmak mümkündür. Suyun toplam sertliği, hemen her zaman hem kalsiyum hem de magnezyum elementlerinin aynı anda varolduğu kabul edilerek düşünülebilir. Aksi durumlar son derece kısıtlı ve tamamen göz ardı edilebilecek durumlardır. Bu noktadan hareketle 4-7 derece arasındaki bir GH değeri hemen hemen tüm bitki türleri için yeterli magnezyum miktarının suda mevcut olduğu sonucunu verecektir. Ancak burada magnezyum takviyesi yapılırken dikkate alınması gereken bir husus vardır. O da, bir birim kalsiyumun GH üzerindeki yükseltici etkisi bir birim olurken, bir birim magnezyumun yükseltici etkisi ise dört birim olacaktır. Magnezyum elementinin akvaryumunuzda yetersiz olması durumunda karşımıza çıkacak olan beslenme bozukluklarına yapraklarda bölgesel yada noktasal olarak sararmanın başlamasını, damarlar yeşil kaldığı halde yaprak kenarlarının ölmesini, antosiyanin (renk verici bir pigment) içeren bitkilerde ise yapraklarda kırmızımsı bir renk gözlemlenmesini sayabiliriz. Saz gibi tek kökten çıkan yapraklarda yaşlı/eski yaprakların ölümü sıklıkla görülmektedir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sülfür (S):</span><br />
Sülfür immobil özellikte bir makro besindir. Yetersizlik durumunda gelişimin duraklaması, eksi yapraklar rengini korurken yeni yaprakların solgun bir sarı renge dönüşmesi gözlemlenecektir. Eksikliğinin tespiti pek mümkün olmasa da bitki akvaryumlarımızda kullandığımız makro besin takviyeleri ve şebeke suyumuz genellikle yeterli miktarlarda bu besini ihtiva etmektedirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/21/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKVARYUM BİTKİLERİNİN BESLENMESİ Bölüm:1</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/20/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum1/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/20/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 May 2009 15:56:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum gübre]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum peyzajı]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda aydınlatma]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda yosun]]></category>
		<category><![CDATA[altın oran]]></category>
		<category><![CDATA[amonyak]]></category>
		<category><![CDATA[B]]></category>
		<category><![CDATA[bakır]]></category>
		<category><![CDATA[bitkili akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[bor]]></category>
		<category><![CDATA[Boron]]></category>
		<category><![CDATA[Br]]></category>
		<category><![CDATA[Çinko]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[co2 takviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[cu]]></category>
		<category><![CDATA[eser elementler]]></category>
		<category><![CDATA[fosfat]]></category>
		<category><![CDATA[fosfor]]></category>
		<category><![CDATA[fotosentez]]></category>
		<category><![CDATA[gübre]]></category>
		<category><![CDATA[gübre yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[hagen]]></category>
		<category><![CDATA[karbondioksit]]></category>
		<category><![CDATA[makro besinler]]></category>
		<category><![CDATA[mayalı sistem]]></category>
		<category><![CDATA[mikro besinler]]></category>
		<category><![CDATA[misket gübre]]></category>
		<category><![CDATA[Mo]]></category>
		<category><![CDATA[molibden]]></category>
		<category><![CDATA[nitrat]]></category>
		<category><![CDATA[nitrit]]></category>
		<category><![CDATA[nitrojen]]></category>
		<category><![CDATA[NPK]]></category>
		<category><![CDATA[P]]></category>
		<category><![CDATA[pmdd gübre]]></category>
		<category><![CDATA[potasyum]]></category>
		<category><![CDATA[S]]></category>
		<category><![CDATA[seachem]]></category>
		<category><![CDATA[sera]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı gübre]]></category>
		<category><![CDATA[Sülfür]]></category>
		<category><![CDATA[tablet gübre]]></category>
		<category><![CDATA[tetra]]></category>
		<category><![CDATA[yosun]]></category>
		<category><![CDATA[Zn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[  Bitkiler sağlıklı ve düzenli bir gelişim sağlayabilmek için organik ve mineral besin kaynaklarına ihtiyaç duyarlar. Bu besinleri aşağıdaki basit gösterimli bir peryodik tablo üzerinden de görebiliriz. Bu besinlerin pek çoğuna çok küçük miktarlarda ihtiyaç duyulmasına rağmen, eksiklikleri durumunda hayati önem taşıyan biyolojik fonksiyonlar düzgün bir şekilde gerçekleştirilemeyecektir. Düzenli beslenme sağlanamadığı takdirde sağlık sorunları ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Bitkiler sağlıklı ve düzenli bir gelişim sağlayabilmek için organik ve mineral besin kaynaklarına ihtiyaç duyarlar. Bu besinleri aşağıdaki basit gösterimli bir peryodik tablo üzerinden de görebiliriz.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://img196.imageshack.us/img196/3589/periyodiktablo.jpg" border="0" alt="" width="413" height="193" /></div>
<p>Bu besinlerin pek çoğuna çok küçük miktarlarda ihtiyaç duyulmasına rağmen, eksiklikleri durumunda hayati önem taşıyan biyolojik fonksiyonlar düzgün bir şekilde gerçekleştirilemeyecektir. Düzenli beslenme sağlanamadığı takdirde sağlık sorunları ortaya çıkacak ve bitkiler hastalanacaktır. Bitkilerin beslenmesinde yer alan besin çeşitliliği çok fazla sayıdadır ve bitkilere ulaştırılabilmesi için pek çok farklı yöntem mevcuttur. Bu pek çok besinin farklı fonksiyonları göz önüne alındığında, akvaryumdaki miktarları ve önem sıraları belirlendiğinde uygun gübrelemenin gerçekleştirilmesi için nelere ihtiyaç duyulduğu da ortaya çıkmış olacaktır.</p>
<p><span id="more-125"></span></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Makro ve Mikro (Eser) Besinler</span><br />
Bitki besinleri bitkiler tarafından duyulan ihtiyaç miktarlarına bağlı olarak genellikle makro ve mikro besinler olarak iki grup halinde tanımlanmaktadırlar.</p>
<p>Makro besinler bitkiler tarafından daha büyük miktarlarda ihtiyaç duyulan besinlerdir. Bunlar Fosfor(P), Hidrojen(H), Kalsiyum(Ca), Karbon(C), Magnezyum(Mg), Nitrojen(N), Oksijen(O), Potasyum(K) ve Sülfür(S) olarak sayılabilir. Makro besinlerin pek çoğu akvaryum ortamında zaten hazır olarak bulunmaktadır. Örneğin Oksijen ve Hidrojen gereğinden fazla bir şekilde (H2O yani su haliyle) her zaman vardır, Kalsiyum ve Nitrojen ise genellikle mevcuttur. Kalsiyum sadece çok yumuşak sularda düşük seviyelerde bulunabilmektedir, Nitrojen ise biyolojik filtrasyon ve/veya organik artıklar neticesinde ortaya çıkmakta ve bitkiler tarafından Amonyum yada Nitrat şeklinde abzorbe edilmektedir. Bu nedenle normal şartlar altında bir akvaristin ihtiyaç duyacağı asıl makro besinler Karbon, Magnezyum, Fosfor, Sülfür ve Potasyum olacaktır.</p>
<p>Mikro besinler ise bitkiler tarafından çok az miktarlarda ihtiyaç duyulan ve bu nedenle genellikle eser elementler olarak adlandırılan besin kaynaklarıdır. Mikro besinler başlıca Boron(B), Bakır(Cu), Manganez(Mn), Molibden(Mo), Klor(Cl), Nikel(Ni), Demir(Fe) ve Çinko(Zn) olarak sayılabilir. Bitkilerin sağlığı açısından hem makro hem de mikro besinler aynı derecede hayati öneme sahiptirler. Bu makro ve mikro besinlere bu besinlerin sentezi için gerekli olan enerjinin kaynağı olan ışık da dâhil edildiğinde bitkilerin ihtiyaç duyabileceği her şey ifade edilmiş olacaktır. Sağlıklı bir bitki akvaryumunda bu üçlünün tamamının yeterli ve sürekli olarak bulundurulması bitkili akvaryumların oluşturulmasının temel kaidesidir. Bunların arasında ortaya çıkabilecek bir dengesizlik istenmeyen alg oluşumları, yetersiz yada kötü görünümlü bitki gelişimi ve hatta bitkilerin ölümü gibi nedenleri ortaya çıkaracaktır.</p>
<p>Makro besinler bitki anatomisinde hücreler, proteinler ve yağlar gibi daha yapısal bileşenler için tüketilirken, mikro besinler hücresel bazdaki fonksiyonlar ve enzimlerin aktivasyonu için tüketilirler. Bu bağlamda mikro besinler bitki biyolojisinin kontrol ve idaresi açısından önemli olarak addedilirler. Bu eser elementler piyasadan edinilebilecek pek çok sıvı gübre içeriğinde ve aynı zamanda musluk suyunda bulunabilmektedir, ancak sıklıkla akvaryumlarımızda hem bitkiler hem de organik moleküllere bağlanmaları neticesinde çok hızlı bir şekilde tükenirler ve bu nedenle düzenli olarak takviye edilmeleri gerekir. Mikro besinler hakkında bilinmesi gereken bir başka husus ise bitkilerin tüketim miktarıyla karşılaştırıldığında bitkinin bünyesinde kendisine çok uzun süreler yetecek şekilde bunları depolayabildikleridir. Dolayısıyla bu elementlerde oluşabilecek bir eksiklin kendini göstermesi makro besinlerdeki kadar hızlı olmayacaktır. Önemli olan bu eksikliğin kronik hale gelmemesidir. Diğer mikro besinlere göre daha fazla miktarlarda kullanıldığı için demiri kapsam dışında bırakacak olursak genel olarak diğer mikro besinleri daha uzun aralıklarla takviye etmek te mümkün olabilecektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Besinlerin Kaynakları</span><br />
Akvaryum ortamında ihtiyaç duyulan besinler bitkilere pek çok farklı kaynaktan sağlanabilir. Bitkiler ihtiyaç duydukları besinleri hem yaprakları hem de kökleri vasıtasıyla aldıklarından, bu besinlerin hem suda hem de zeminde (substrat) mevcut olması sağlanmalıdır. Bu besinlerin su içerisinde bulunmasını sağlayacak sıvı gübreler ile zeminde bulunmasını sağlayacak katı gübreler (tablet, bitki kumu, toprak, kil, vs&#8230;) arasındaki en önemli fark, zemindeki besinlerin çok daha uzun süre mevcudiyetlerini koruyabilmelerine karşılık, suda bulunanların belirli aralıklarla takviye edilmesi gerekliliğidir. Substrat bazı besinler açısından bir depo özelliği taşımaktadır. Substrat içerisinde oksijen seviyelerinin ve su hareketliliğinin minimum seviyelerde olması burada bulunan besinlerin başka yerlere taşınmasını, oksitlenmesini ve bitkiler tarafından kullanılmayacak hale gelmesine neden olmak üzere karbonatlarla bağlanmasını engellemektedir. Ayrıca, pek çok substrat içinde zamanla oluşan yüksek miktardaki organik çökelti besinlerle bağlanan doğal şelatlar yaratmaktadır ve bu sayede uzun bir dönem için bol miktarda besin her zaman mevcut olacaktır. Substrat gübrelemesi için farklı malzemelerin karışımı yada tablet gübreler kullanılabilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Zengin içerikli substratlar</span><br />
Piyasada kullanıma hazır, zengin besin içerikli ürünler büyük çeşitlilikte mevcuttur ve bu ürünler tek başlarına zemin malzemesi olarak kullanılabildikleri gibi, başka bir takım kumlarla da karıştırılarak bir arada kullanılabilmektedir. Bu substratlar bitkiler tarafından ihtiyaç duyulan ve genellikle akvaryumun kendi döngüsü ile oluşmayan, yetersiz kalan, su değişimlerinde eklediğiniz musluk suyunda da bulunmayan pek çok besin maddesi açısından oldukça zengindir. Bu şekilde kurulmuş olan bir akvaryumda bu besinler suya uzun bir dönem içinde yavaş bir şekilde salınacağından gübreleme için bir çözüm yolu oluşturmaktadır. Bu hazır zeminler marka, model ve kullanım şekline göre 6 ay ile 2 sene içinde tükenmektedir. Ancak yukarıda da değinildiği gibi zamanla zeminde oluşacak ve daha aşağılara doğru nüfuz ederek tabana yerleşecek olan organik çöküntüler tabanın zenginleşmesine neden olacak ve tükenen zemin gübresinin yerine geçerek aynı işlevi sağlayacaktır. Bitkili akvaryumlarda tabanı karıştırarak yapılan dip çekimlerinin bir mahsuru da bu zenginleşmeyi engellemesidir ve bu nedenle uygulanmaz. Zeminin böylesine zengin bir hal alması da tipik olarak 6-12 ay arası bir zaman gerektirir. Bu hazır zeminlerin kullanılmasının nedeni de bu dönem aşılıp mevcut zemin kendiliğinden oluşana kadar geçecek olan dönemi kapsamaktır.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Tablet gübreler</span><br />
Tablet gübreler daha lokal bir besin takviyesinin uygulanması gerektiği durumlar içindir. Bu tabletler daha konsantre yapıda zemin takviyeleridir ve genlikle demir açısından da zengindirler. Bazı çok hızlı gelişen bitkiler ve Cryptocoryne-Echinodorus gibi bitkilerde bu şekilde lokal uygulamalar iyi sonuç vermektedir. Ayrıca bazı yavaş gelişen bitkilerin besin alımları da yavaş olduğundan diğer bitkilerle besin alımında rekabetlerinde onlara avantaj sağlamak için de kullanılabilirler. Tabletler hiçbir zaman taban için tek başına/komple çözüm olarak görülmemelidir. Aksine sadece lokal çözümler için düşünülmelidir. Ayrıca besin açısından zengin bir zeminin mevcudiyeti durumunda çoğu zaman tablet kullanımı gereksizdir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Sıvı gübreler</span><br />
Bugün akvaryum ürünleri satan mağazalarda sıvı gübre olarak kullanılabilecek pek çok ticari ürün yer almaktadır. Ayrıca amatör kullanıcıların kendi hazırladıkları bazı gübre karışımları da mevcuttur. Ancak bu ürünlerin büyük bir dikkat ile iyi hesap edilerek ve takip edilerek kullanılması gereklidir. Neticede aşırı gübreleme ile istenmeyen alg sorunlarına ve metal zehirlenmelerine davetiye çıkarıyor da olabilirsiniz. Genel olarak konuşmak gerekirse, sıvı gübre alırken ne kadar öderseniz onun karşılığını alırsınız demek pek yanlış bir tanımlama olmayacaktır. Çünkü bazı özel/kaliteli ürünler vardır ki, bunlarda gerek duyulan besinlerden, gerektiği miktarlarda bulunmaktadır ve bir besinin az gitmesi, diğerinin ise daha çok gitmesi gibi durumlarla da karşılaşılmaz.</p>
<p>Sıvı gübrelerin bir başka avantajı da akvaryuma şelatlanmış demir takviyesinin mümkün olmasıdır. Demir bir mikro besin olduğu ve az miktarlarda kullanıldığı halde, şelatlanmış bir şekilde akvaryuma takviye edilmediği durumlarda çoğunlukla eksikliği görülen bir besindir. Sıvı gübreler içinde yer alan besinlerin bir kısmı kısa süre içinde diğer elementlerle bağlanma yada oksidasyon nedeniyle kullanılamayacak hale gelirler. Bu nedenle akvaryuma bu besinlerin düzenli olarak ilave edilmesi gereklidir.</p>
<p>Sıvı veya katı gübrelemeler neticesinde akvaryuma istenilen/hedeflenen düzeylerde besin takviyesi yapmanın pek çok farklı yöntemi vardır. Bunlardan bir tanesi ve daha profesyonel olanı düzenli olarak ve kısa aralıklarla akvaryumdaki besin değerlerini test ederek gerekirse düzeltmeler yapmaktır. Diğeri ise tüm dünyada çok daha yaygın olarak kullanılan tahmin yöntemidir. Bu yöntemde esas bitkilerin ihtiyaç duydukları besinlerin suda her zaman tükenmeyecek bir şekilde hazır bulunmasını sağlamak ve haftalık düzenli ve büyük ölçekli su değişimleriyle de besinlerin belli değerleri aşmasını engellemektir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Karbondioksit (CO2) takviyesi</span><br />
Çoğu bitkili akvaryumda dışarıdan CO2 takviyesi bitkilerin sağlıklı gelişimi için hayati önem taşımaktadır ve sıklıkla da genel gelişimi belirleyen faktör durumundadır. Yeterli CO2 seviyelerinin oluşmadığı durumlarda, bitkiler etkili fotosentezi gerçekleştiremezler ve bu nedenle de temel fizyolojik fonksiyonlarını gerçekleştirmek için gerekli enerjiyi üretemezler. Akvaryumlara CO2 takviye etmenin pek çok yolu vardır. Akvaryum ortamında kendiliğinden oluşan CO2 balık ve bitkilerin solunumu neticesinde ortaya çıksa da, çok daha büyük bir kısmı bakterilerin organik maddeleri işlemeleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Çoğu toprak esaslı ve oturmuş zemine sahip akvaryumda, zemin bu sayede bitkiler tarafından kullanılmak üzere sürekli bir şekilde CO2 salınımı yapacaktır. Ancak bu proses neticesinde ortaya çıkacak olan CO2 miktarı gene de minimum seviyelerde olacak ve bol bitkili akvaryumlar için yeterli gelmeyecektir. Bu nedenle harici CO2 takviyesi önem taşımaktadır. Ayrıca hava ve su sirkülâsyonu sürekli olarak büyük miktarlarda CO2 kaçağına neden olacağından bu takviye biraz daha önem kazanmaktadır.</p>
<p>Günümüzde hobiciler için kullanıma uygun pek çok farklı teçhizat piyasadan kolaylıkla edinilebilmektedir. Bunlar arasında suya CO2 salınımı yapan tabletler, kimyasallar, fermente ve elektroliz sistemleri, basınçlı CO2 tüpleri sayılabilir. Bu sistemlerin tümünde CO2 gazı doğrudan akvaryum suyuna dâhil edilmektedir. Buradaki amaç ise CO2 gazının su ile sürekli temasını sağlayarak bitkiler tarafından abzorbe edilmesini mümkün kılmaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yıldırım Özdemir</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/20/akvaryum-bitkilerinin-beslenmesi-bolum1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A&#8217;dan Z&#8217;ye Algler ve Alglerle Mücadele</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/11/adan-zye-algler-ve-alglerle-mucadele/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/11/adan-zye-algler-ve-alglerle-mucadele/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 09:03:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda yosun]]></category>
		<category><![CDATA[akvayum yosun]]></category>
		<category><![CDATA[amano]]></category>
		<category><![CDATA[beard algea]]></category>
		<category><![CDATA[black brush]]></category>
		<category><![CDATA[Blue-Green Algae]]></category>
		<category><![CDATA[Brown Algae]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme suyu]]></category>
		<category><![CDATA[Cyanobacteria]]></category>
		<category><![CDATA[Diatoms]]></category>
		<category><![CDATA[fosfat]]></category>
		<category><![CDATA[fuzz algae]]></category>
		<category><![CDATA[green spot algae]]></category>
		<category><![CDATA[Green Water]]></category>
		<category><![CDATA[hair algae]]></category>
		<category><![CDATA[iplik algi]]></category>
		<category><![CDATA[iplik yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kahverengi Alg]]></category>
		<category><![CDATA[kahverengi yosun]]></category>
		<category><![CDATA[kısa tüy algi]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi-Yeşil Alg]]></category>
		<category><![CDATA[nitrat]]></category>
		<category><![CDATA[phosphate]]></category>
		<category><![CDATA[R/O]]></category>
		<category><![CDATA[reverse osmosis]]></category>
		<category><![CDATA[saç algi]]></category>
		<category><![CDATA[saç yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[sae]]></category>
		<category><![CDATA[Sakal Alg]]></category>
		<category><![CDATA[sakal yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyah Fırça]]></category>
		<category><![CDATA[thread algae]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil nokta algi]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil nokta yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Su]]></category>
		<category><![CDATA[yeşil yosun]]></category>
		<category><![CDATA[yosunla mücadele]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[  Akvaryumunuzda baş belası haline gelebilecek yosun türlerini, oluşum sebeplerini ve kurtulma yollarını bir başlık altında özetlemeye çalıştık.    Alg Nedir? Nemli ağaç gövdelerinden kayalıklara, kızgın çöllerden denizlere kadar çok çeşitli ortamlarda, kadife gibi yumuşak katmanlar ya da sık öbekler oluştururarak büyüyen bitki benzeri canlılardır.   Alglerin yapıları kök, gövde ve yaprak organları hâlinde farklılaşmamıştır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://img4.imageshack.us/img4/3651/greenwater.jpg" border="0" alt="" width="488" height="186" /></p>
<p><strong></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Akvaryum</strong>unuzda baş belası haline gelebilecek yosun türlerini, oluşum sebeplerini ve kurtulma yollarını bir başlık altında özetlemeye çalıştık. </p>
<p> </p>
<p><strong>Alg Nedir?</strong><br />
Nemli ağaç gövdelerinden kayalıklara, kızgın çöllerden denizlere kadar çok çeşitli ortamlarda, kadife gibi yumuşak katmanlar ya da sık öbekler oluştururarak büyüyen bitki benzeri canlılardır.</p>
<p> </p>
<p>Alglerin yapıları kök, gövde ve yaprak organları hâlinde farklılaşmamıştır. Rizoyit adı verilen kısımlara sahip, klorofil içeren çiçeksiz sporlu bitkilerdir.</p>
<p> </p>
<p>Algler, hareketli, hareketsiz, bir hücreli ya da koloni hâlinde dallanmış ya da dallanmamış canlılardır. İpliksi, yapraksı, şeritsi, tüpsü, makroskobik ya da mikroskobik olabilirler.</p>
<p> </p>
<p>Alg de aslında bir çeşit bitkidir. Akvaryumlarımızda yetiştirdiğimiz bitkilerden farklı olarak çok daha basit bir yapıya sahip olduklarından bitkilere nazaran çok daha çabuk gelişirler. Gelişebilmek için ortamdaki her türlü besinden faydalanabilirler ve bitkilere faydalı olması için verdiğimiz gübrelerin fazlası alg&#8217;lerin oluşmasında en büyük etkendir.</p>
<p>  </p>
<p><span id="more-117"></span><br />
<strong>Alg Türleri ve Mücadele</strong><br />
Alg problemiyle başaçıkabilmek için öncelikle alg türlerini tanımamız lazım. Doğru teşhis doğru tedaviyi getirir.<br />
<strong><br />
<span style="text-decoration: underline;">Mavi-Yeşil Alg (Blue-Green Algae – Cyanobacteria)</span></strong><br />
Cyano = Mavi aynı zamanda Mavi yeşil alg olarak da bilinir. Akvaryumlarda bulunan çoğu türü pembemsi kırmızı rengindedir. Bu başbelası algin bir diğer ortak adıda kırmızı-balçık algidir, çünkü bu alg tıpkı bir halı gibi ve yapışkan bir hal alır. Alg vakumlamayla kolaylıkla alınabilir.<br />
 Cyanobakter tek hücreli bir alg olup aslında bir bakteri’dir. Bu alg genellikle tek bir noktada başlar (akıntının az olduğu yerde) ve kısa sürede tankın her yerine dağılır. Tüm tek hücreli algler hızlı gelişir, fakat bu alg hepsinden hızlıdır. En uygun ortamda bu alg 20 dakika da iki katı kadar gelişebilir.<br />
 </p>
<p><strong>Sebebi:</strong><br />
•   Düşük nitrat oranı: Genellikle suyunuzdaki bütün Nitrojen/nitrat eksikliği neden olur. Bu oluşumu tetikler ve bakteriler mümkün olan her nitrojen kaynağını kullanmaya başlar<br />
•   Yüksek organik yük: Aşırı yemleme yada yüksek organik maddeler BGA’yı tetikler.<br />
•   Eski ışık kaynakları: Bazen floresanlar kullanılabilir ışık yaymadığı zaman olabilir. Bu bitkilerinizin bakteriler kadar güçlü olmamasına neden olabilir.<br />
•   Düşük su sirkülasyonu: Sirkülasyon bitkili tanklarda besin kullanımında ölü nokta kalmamasının altın anahtarıdır.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele:</strong><br />
•   Nitrat’ı arttırın: Nitrat konsantrasyonu 5 Ppm’den zengin olmalıdır.<br />
•   Hızlı gelişen bitkiler ekleyin: Bu alglerin besinlere erişimini engeller.<br />
•   Karartma: Mavi Yeşil Alg ışık olmadan yaşayamaz.<br />
•   Excel/H2O2 Tedavisi: Bir şırınga yardımıyla Excel yada Oksijenli Suyu problemli bölgeye sıkın. Sonra ölü parçaları elle temizleyin.<br />
•   Eritrosin: Eriotrosin bir antibiyotiktir ve bunu çeyrek doz olarak kullanarak bakteri’yi öldürebilirsiniz.<br />
<img src="http://img18.imageshack.us/img18/6238/bga.jpg" border="0" alt="" width="477" height="336" /></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kahverengi Alg (Brown Algae – Diatoms)</span></strong><br />
Diatomlarda kahverengi renkli tek hücreli alglerdir. Tabanda bir toz kütlesi gibi başlar ve hızla bir kütle haline gelip gerekli besinleri bulursa 5 gün gibi bir sürede tüm tankı kaplar.<br />
 <br />
 <strong>Sebebi: </strong><br />
•   Yeni kurulmuş Tank: Yeni kurulmuş akvaryumlar diatomlara karşı dirençsizdir.<br />
•   Aşırı besin: Silikat ve silisik asit içeren maddeler diatom patlamasına sebep olur. Silisik asit çeşme suyundan, silikat ise sürekli olarak taban malzemesinden yada dekorasyonda kullanılan kaya, taş gibi şeylerden kaynaklanabilir. Çeşme suyu değerlerinizi belediyelerin sitesindeki aylık olarak yayınladıkları su değerleri testlerinden takip edebilirsiniz.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele: </strong><br />
•   R/O suyu silikatı absorbe edebilir ama sınırlı bir süre için. Özellikle silikat doğadaki kaya toprak gibi şeylerde bolca bulunur ve bu malzemeleri akvaryumda dizayn için kullanmak oldukça sakıncalıdır. Yetersiz az ışıklandırma da bu alge sebeptir. Işık şiddeti arttırılırsa algin kahverengiden yeşile döndüğü görülecektir. Silikatı absorbe etmek diatom’u kontrol altına alacaktır.<br />
•   Sifonlama/Kazıma: Bu iki yöntemle diatom kolayca uzaklaştırılabilir.<br />
•   Eskimiş aydınlatma: Bazen eskimiş floresanlar diatom algine neden olabilir.<br />
<img src="http://img15.imageshack.us/img15/4239/brownt.jpg" border="0" alt="" width="473" height="323" /></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Yeşil Su (Green Water)</span></strong><br />
Yeşil su sıkça bezelye çorbası olarak’da anılır. Serbest dolaşan tek hücreli alg, hızlı bir şekilde gelişir ve suyu yeşile döndürür.<br />
 Su değişimleri pek yardımcı olmaz, çünkü alg sporları her türlü suda bulunabilir. Alg su sporlarının bulunduğu bir ortamın diğer ihtiyaçları yüksek besin (nitrat) ve yüksek aydınlatmadır.<br />
 Sıkıntı veren pek çok alg gibi bu tek hücreli planktonik algde fotosentez yapma yeteneğine sahiptir. (enerji üretmek için ışık kullanır.) Aydınlatma periyodunda bu işlem sırasında oksijen üretilir.<br />
 Gece algler tanktaki oksijeni kullanır. Bu, eğer oksijen yeterli değilse, balıkların ölmesine neden olabilir. Yeşil su problemi olan akvaryumlar iyi havalandırılmalıdır.</p>
<p> <strong>Sebebi: </strong><br />
•   İlk kurulum: Genellikle ilk kurulum sırasında tam bakteri kültürü oluşmasından önce. (Serbest yüzen planktonlarla beslenerek.)<br />
•   Besin dengesizliği: Besinleri şu değerlerde tutmaya çalışın. N (10-20ppm), P (0.5-2ppm), K (10-20ppm), Ca (10-30ppm), Mg (2-5ppm), Fe (.1ppm).<br />
•   İlaçlama: Eğer ilaçlama akvaryumun bio filtresini etkilerse oluşabilir.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele :</strong><br />
Yeşil suyla mücadelede birkaç yöntem vardır.<br />
•   Karartma: Akvaryum ışıklarını kapatın ve akvaryumu hiç ışık almayacak şekilde 5 gün boyunca örtün. Bitkiler depoladıkları besinleri kullanacaktır ama alg kullanamayacaktır. Fakat karartma süresi sonunda bitkiler biraz yıpranmış olabilir.<br />
•   Diatom/Mikron Filtreleri: Kaliteli partikül filtreleri suyu temizleyebilir.<br />
•   UV Sterilizer: UV lambaları sudaki serbest mikroorganizmaları öldürerek suyu temizler.<br />
•   Flokülasyon: Minik partikülleri kümeleştirip bunları kolayca uzaklaştırmanızı sağlar. Yani kimyasal kullanımıdır.<br />
•   Su Piresi: Su pireleri alg’i yiyeceklerdir.<br />
•   Ufak su değişimleri: Temizlenene kadar günlük %5-%10 su değişimleri yapılabilinir.<br />
<strong>Not:</strong><br />
•   Bakterilerin kendikendini yenileyebilmesi için büyük su değişimlerinden kaçınılmalıdır.<br />
•   Problemi hallettikten sonra kaynağı öğrenip ortadan kaldırın yoksa problem tekrarlayabilir.<br />
<img src="http://img4.imageshack.us/img4/3651/greenwater.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Siyah Fırça/Sakal Alg&#8217;i (Black Brush/Beard Algae)</span></strong><br />
Siyah fırça alg&#8217;i Rhodophyta ailesinin kırmızı algler jenerasyonuna ait bir türüdür. Bu aileye ait alglerin çoğu aslında deniz akvaryumlarında görülür, fakat birkaç tatlı su türü özellikle bitkili akvaryumlarmızda ortaya çıkmıştır. Bu alg siyah, kahverengi, kırmızı yada yeşil olabilir, ve bitkilerinizi hızla kaplayabilir ve kontol altına alınmazsa bütün tankı sarar.</p>
<p><strong>Sebebi:</strong><br />
•   Besin Dengesizliği: Aşırı Nitrat, Fosfat ve Demir. Değerleri şu seviyelerde tutmaya çalışın: N (10-20ppm), P (0.5-2ppm), K (10-20ppm), Ca (10-30ppm), Mg (2-5ppm), Fe (.1ppm).<br />
•   Düşük Ph: Yüksek ph’a sahip Afrika .tankları incelendiğinde bu alge rastlanmamış ve algin asidik ortamları sevdiği kanısına varılmıştır.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele:</strong><br />
•   Co2’yi arttırın: Bu bitkileri gelişme yönünde uyaracaktır ve bitkiler besin konusunda alglerle yarışmaya başlayacaktır.<br />
•   Excel/H2O2 Tedavisi: Bir şırınga yardımıyla Excel yada Oksijenli Suyu problemli bölgeye sıkın. Yeşil/beyaz tondaki ölü algleri elle toplayın.<br />
•   Elle temizleme: Bir diş fırçası yardımıyla mümkün olduğunca temizlenebilir.<br />
•   OxiClean Tedavisi: Alg&#8217;lenen bitkiyi katkı maddesiz OxiClean solisyonuna batırıp çıkartın.<br />
•   Su değişimleri ve Dozajı: Normal su değişimlerine devam edip miktarı haftada iki ye çıkartabilirsiniz.<br />
•   Alg Yiyiciler: SAE ve Amano karidesleri bu algi tüketmektedir.<br />
•   Bakır(Önerilmez): Ticari alg önleyici ürünler bakır içerir. Bu Sakal algini öldürür ama genellikle bitkilerinizide öldürür.<br />
<img src="http://img5.imageshack.us/img5/1820/brushp.jpg" border="0" alt="" width="485" height="307" /></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Kısa Tüy Alg&#8217;i (Fuzz Algae)</span></strong><br />
Kısa tüy algi genellikle bitkilerinizin yapraklarının kenarlarında meydana gelir ve bitkilerde hafif tüylü bir görüntü oluşturur.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Sebebi: </strong><br />
•   Besin dengesizliği: Değerleri şu seviyelerde tutmaya çalışın: N (10-20ppm), P (0.5-2ppm), K (10-20ppm), Ca (10-30ppm), Mg (2-5ppm), Fe (.1ppm).<br />
•   Düşük Co2: Co2 seviyenizi 20-30 Ppm civarnda tutun.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele:</strong><br />
•   Co2 ve besin seviyenizi düzenleyin<br />
•   Alg yiyiciler: SAE, Amano karidesi, Otocincluslar ve Moli’ler bu algi tüketirler.<br />
<img src="http://img11.imageshack.us/img11/1531/fuzz.jpg" border="0" alt="" width="459" height="309" /></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Yeşil Nokta Alg&#8217;i (Green Spot Alg)</span></strong><br />
Yeşil nokta alg’i genellikle su değişimi aksatılan tanklarda camların üzerinde görülür. Yeşil Nokta alg’in üzerinde gelişebildiği bitkiler sert dayanıklı yaprağı olan bitkilerdir. Örneğin, Java Fern, Anubias’lar.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Sebebi:</strong><br />
•   Düşük Fosfat (PO4) Seviyesi: Fosfat seviyesinin düşük olması yada tükenmesinden kaynaklanmaktadır.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele:</strong><br />
•   Camı kazımak: Bir jilet yardımıyla camları kazıyarak çıkartabilirsiniz.<br />
•   Fosfat’ı Düzenleyin: Fosfat miktarınızı 0,5-2 Ppm arasında tutun.<br />
•   Nerite Salyangozu: Nerite salyangozları bu algi tüketebilen ender canlılardan dır.</p>
<p><img src="http://img9.imageshack.us/img9/2561/greenspot.jpg" border="0" alt="" width="477" height="318" /></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Saç/İplik Alg&#8217;i (Hair/Thread Algae)</span></strong><br />
Saç/İplik algi 30 cm boylara ulaşabilen ipliksi bir algn türüdür. Genellikle moss türlerinin arasına karışır, ve bazen özellikle tank canlılarına yem ekstra yem olması için yetiştirilir.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Sebebi: </strong><br />
•   Yüksek Demir Seviyesi: Konsantrasyonu 0,15 Ppm’in altında tutun.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Mücadele:</strong><br />
•   Elle temizleme: Bir diş fırcası yardımıyla elle temizlenebilir.<br />
•   Su değişimleri: Haftalık su değişimi sayısı sıklaştırılmalıdır.<br />
•   Besin Ayarlaması: Besinleri şu seviyelerde tutmaya çalışın; N (10-20ppm), P (0.5-2ppm), K (10-20ppm), Ca (10-30ppm), Mg (2-5ppm), Fe (.1ppm).<br />
<img src="http://img19.imageshack.us/img19/7069/hair.jpg" border="0" alt="" width="474" height="304" /></p>
<p><strong><br />
<span style="text-decoration: underline;">Genel Öneriler</span></strong><br />
•   Kullandığınız gübrelerin üzerlerinde yazan miktarlar genelde yoğun bitki popülasyonları içindir. Gübreleme yaparken bunu göz önünde bulundurun.<br />
•   Test kitleri sudaki besin değerlerini anlamanın en iyi yöntemlerinden birisidir ama maaliyeti yüksektir. Test kitleri edinemiyorsanız çok iyi bir gözlemci olmanız gerekmekte.<br />
•   Alg yiyiciler iyi birer alternatiftir ama bunlar da genel olarak genç ve taze algleri tüketip eski alglere dokunmayacaklardır. Ayrıca su değerleri bozuk bir akvaryumda var olan algi yoketmek çözüm değildir.<br />
•   R/O suyu kullanmak yüksek maaliyetli fakat saf su elde ettiği için özellikle gübrelemede kolaylık sağlamaktadır.<br />
•   Akıntının iyi olması hem alg oluşmasını zorlaştırması açısından hemde akvaryuma eklediğiniz gübrelerin akvaryumun tamamına yayılması açısından yararlı olacaktır.<br />
•   Alglerle yarışta hızlı besin tüketen bitkiler kullanmak oldukça faydalı olacaktır.<br />
•   Kimyasal kullanımı ile alg önlemeye çalışmak genelde çok kötü sonuçlar doğurabilmekte. Özellikle içerikleri nedeniyle bu ilaçlar karidesler ve hassas canlılarda ölüme neden olabilmekte.<br />
•   Kullandığınız çeşme suyunu Aktif karbon, Zeolit gibi maddelerle filtrelemek çeşme suyundan akvaryumunuza karışacak maddeleri bir miktar da olsa önlemeye yardımcı olacaktır.</p>
<p style="text-align: right;"> </p>
<p style="text-align: right;"><strong>Barış Varışlı<br />
</strong></p>
<p style="text-align: right;"><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/05/11/adan-zye-algler-ve-alglerle-mucadele/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bitkili Akvaryumlarda Işık seçimi ve fotosentez</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/01/02/bitkili-akvaryumlarda-isik-secimi-ve-fotosentez/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/01/02/bitkili-akvaryumlarda-isik-secimi-ve-fotosentez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 13:11:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[10000k]]></category>
		<category><![CDATA[36w]]></category>
		<category><![CDATA[39 w]]></category>
		<category><![CDATA[4000k]]></category>
		<category><![CDATA[40w]]></category>
		<category><![CDATA[5000k]]></category>
		<category><![CDATA[54 w]]></category>
		<category><![CDATA[6500k]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum aydınlatması]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum ışıklandırması]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda led]]></category>
		<category><![CDATA[balast]]></category>
		<category><![CDATA[civa buharlı lamba]]></category>
		<category><![CDATA[Co2]]></category>
		<category><![CDATA[daylight]]></category>
		<category><![CDATA[enerji tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[fotosentez]]></category>
		<category><![CDATA[gro-lüx]]></category>
		<category><![CDATA[grolüx]]></category>
		<category><![CDATA[HP led]]></category>
		<category><![CDATA[klorofil a]]></category>
		<category><![CDATA[klorofil b]]></category>
		<category><![CDATA[led aydınlatma]]></category>
		<category><![CDATA[Metal halide]]></category>
		<category><![CDATA[MH lambalar]]></category>
		<category><![CDATA[nano reef]]></category>
		<category><![CDATA[osram]]></category>
		<category><![CDATA[philiphs aquarelle]]></category>
		<category><![CDATA[sera bluesky]]></category>
		<category><![CDATA[sera plantcolor]]></category>
		<category><![CDATA[Slyvania grolüx]]></category>
		<category><![CDATA[sylvania aquastar]]></category>
		<category><![CDATA[T5 floresanlar]]></category>
		<category><![CDATA[T8 floresanlar]]></category>
		<category><![CDATA[tasarruf ampulleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/01/02/bitkili-akvaryumlarda-isik-secimi-ve-fotosentez/</guid>
		<description><![CDATA[Bitki akvaryumları; kurulumun ilk aşamasından itibaren, günlük bakımları ve idamesi boyunca sürekli olarak bir dengenin ve doğru uygulamaların sağlanması gereken mekanik, kimyasal ve biyolojik bir döngüdür. Buradaki açıklamalarla bu sistemin en önemli parçalarından biri olan ve genellikle en fazla hata yapılan aydınlatma üzerinde duracağız. Doğru ışık seçimine ve bunun bitkilerin fotosentez mekanizması üzerindeki etkilerine çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/60cm_ada_tank.jpg" title="60cm_ada_tank.jpg"></p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/60cm_ada_tank.jpg" alt="60cm_ada_tank.jpg" /></p>
<p></a></p>
<p>Bitki akvaryumları; kurulumun ilk aşamasından itibaren, günlük bakımları ve idamesi boyunca sürekli olarak bir dengenin ve doğru uygulamaların sağlanması gereken mekanik, kimyasal ve biyolojik bir döngüdür. Buradaki açıklamalarla bu sistemin en önemli parçalarından biri olan ve genellikle en fazla hata yapılan aydınlatma üzerinde duracağız. Doğru ışık seçimine ve bunun bitkilerin fotosentez mekanizması üzerindeki etkilerine çok ta derinlere inmeden bir göz atacağız. Bu açıklamalardan sonra sanırım bazılarınızın zihninde çözüm bekleyen; elimde şu lambalar var kullanabilirmiyim, şu lambayı gördüm acaba olur mu, şu şekilde bir aydınlatmaya ne dersiniz gibi sorulara cevabı kendi kendinize verebileceksiniz. Yada benim akvaryumumun ışığı iyi diye kestirip atan, tamamen kişinin kendi gözüne göre yaptığı bir yorum sonucu içine düşülen sistematik hatalardan da kurtulunmuş olacaktır diye düşünüyorum.<span id="more-84"></span></p>
<p>Buradaki açıklamaların bir kısmı AquaticPlantCentral forumlarında paylaşılan bilgilerden alıntılar, bir kısmı kendi deneyim ve bilgi birikimlerim, bir kısmı ise üretici firmaların sağladıkları veriler neticesinde ortaya çıkmıştır. Aşağıda yer alan açıklamaları pek çoğunuzun faydalı bulacağına inanıyorum, ancak gene de başlamadan önce konumuzla ilgili daha iyi anlaşılmasını sağlamak maksadıyla bazı ön açıklamalarda bulunmayı uygun görüyorum.</p>
<p>Gün ışığı bizim gözümüzle görebileceğimiz pek çok rengin bir araya gelerek oluşturdukları beyaz bir renge sahiptir. Bu renkler nanometre olarak ölçülen farklı dalga boylarında ortaya çıkmaktadır. Bu dalga boylarının ve her dalga boyuna karşılık gelen rengin yer aldığı tabloya spektrum (spektral) tablosu adı verilir. Bu tabloya kimi zaman Elektromanyetik Spektrum adı da verilmektedir. Bir ışık kaynağının vermiş olduğu ışığın içinde bu dalga boylarının hangilerinin mevcut olduğu ambalaj üzerinde yada üretici sitelerinde verilen spektral tablolarla gösterilir. Bu konunun bütün aydınlatma seçimi ile ilgili en önemli konu olduğunu ve mutlaka göz önünde bulundurmamız gerektiğini ilerleyen satırlarda göreceğiz. Bu konuyla ilgili olarak en basit örneği şöyle verebiliriz. İlkokul yıllarımızda pek çoğumuz bu deneyi mutlaka yapmışızdır. Yuvarlak kesilmiş bir kartonu yedi eşit parçaya bölerek her bir bölmeyi farklı bir renge (Güneş ışığı içinde olduğu söylenen yada gökkuşağınsa baktığımızda gördüğümüz yedi renk) boyamışızdır. Daha sonra bu çarkı fırıldak gibi belli bir hızla çevirerek hayret verici <img src='http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';-)' class='wp-smiley' />  bir şekilde bütün renklerin kaybolup beyaz tek bir rengin ortaya çıktığına tanıklık etmişizdir. İşte bugün piyasadan alacağımız herhangi bir lambada da bu mantık geçerlidir. Lambanın saçmış olduğu ışık içinde spektrum üzerinde yer alan bu çok daha fazla sayıdaki renklerin bir kısmı az veya çok belli oranlarda bulunur ve CRI, Kelvin, Lümen değerlerine (daha ileride anlatıldığı gibi) de bağlı olarak neticede beyaz yada ona yakın bir renkte ışık ortaya çıkar. Aşağıda bu beyazımsı rengi değerlendirirken nelerin dikkate alınması gerektiğine değineceğiz. Konuyu okurken aklınızda tutmanız gereken bir başka önemli hususta mavi ışık veya kırmızı ışık ibaresi geçtiğinde aynı ışığa lambanın maviye yada kırmızıya boyanarak ta ulaşılmasının yada o renge sahip olarak piyasada satılan lambalardan satın alarak kullanmanın mümkün olmayacağı, bunun tamamıyle teknik bir konu olduğudur. Konuyu okudukça az yada çok hepimizin, bazılarını yada hepsini duyduğu bir takım kavramlara değinilecektir. Örneğin Kelvin, Lüx, Lümen, foton, klorofil, CRI, PAR, PUR, vs… Bu kavramların da ne anlama geldiği, bunların bizler ve bitkiler için ne anlam taşıdıkları, bizler için bir seçim kriteri olarak hangilerinin ne şekilde kullanılacağı yönündeki sorularınıza da yanıt bulmaya çalışacağız.</p>
<p>Konu boyunca bazı noktalarda akvaryumlarımızın davetsiz misafirleri algler de yer almaktadır. Algler sözkonusu olduğunda ışık pek çok diğer etkene göre en son sıralarda yer aldığından ve biraz da konu dışına çıkmamıza neden olacağından çık kısa bir şekilde geçiştirilmiştir.</p>
<p>Akvaryum meraklılarının bitkili akvaryumlarda en sık şekilde yaptıkları hata, fotosentez ve “aydınlatmanın görünen spektrumu” konularını tam olarak anlamadan işe koyulmalarıdır. Pek çok kişi aydınlatmayı sadece bir lambanın Kelvin değerine bakarak seçmektedir. Ancak bu değer size spektrumun hangi aralığında ve ne şiddette ışık verildiği konusunda pek fazla bilgi vermemektedir. Görülebilen ışık 400nm (mor) ve 700nm (kırmızı) arasındaki bir ölçek (spektrum) üzerinde nanometre (nm) olarak ifade edilmektedir. Fotosentezin en basit esası: Bitkiler sadece özümseyebildikleri ışığı kullanabilirler. Parlak ışık bir gerekliliktir ancak bu beyaz ışığın sadece belli bir kısmı fotosentez için kullanılmaktadır. Görülebilir spektrumun mavi ve kırmızı bölgeleri bitkiler için en yararlı olan kısmıdır. Tüm cisimler yansıtmış oldukları, diğer bir deyişle özümsemedikleri ışığın renginde görünürler. Bitkilerin büyük kısmının yeşil görünmesinin nedeni spektrum içindeki yeşil ışığı yansıtmalarından dolayıdır. Bir ışığın ne kadar parlak göründüğü daha ziyade insan gözünün algılayabildiği spektrum aralığında ne miktarda ışık yayıldığıyla alakalıdır. Bu parlaklık en fazla yeşil spektrumda, spektrum tablosunun tam ortasında yer alan 550 nm civarında gerçekleşmektedir.</p>
<p><img border="0" src="http://img84.imageshack.us/img84/6484/001nj6.gif" /></p>
<p>Bir bitkili akvaryumun aydınlatılması sadece renk sıcaklığına (Kelvin değerine) bakılarak seçilmemelidir. Tam spektrumlu ampullerin 5000 K ile 6500 K arasındaki ampuller olarak nitelendiği ve bu ampullerin bitkili akvaryumlar için en uygun olanlar olduğu bir gerçektir. Ancak bu tabir yine de lambanın gerçek anlamda nanometre olarak hangi dalga boyunda yayınım yaptığını açıklamamaktadır. Eğer bitki/yaprak gelişimini (mavi ışık) ve bitki boyu ile renklenmeyi (kırmızı ışık) optimize etmek istiyorsanız, fotosentez için hem kırmızı hem de mavi spektrumdan ışığa ihtiyacınız olacaktır. Bitkileriniz için mavi ve kırmızı karışımı bir ışıkla, kendi görüşünüz için de yeşil ışıktan (insan gözü parlaklığı/aydınlığı yeşil ışık miktarına göre algılamaktadır) oluşan bir karışım oluşturmanız gerekmektedir. Eğer uygulamış olduğunuz aydınlatma aşırı parlak ve bitkileriniz de ultra-yeşil görünüyorsa, bu yeşil spektrumda oldukça güçlü yayınım yapan bir kurulumunuz olduğu anlmına gelir. Elbette bunu bitkileriniz için iyi aydınlatma olduğu anlamıyla bir tutmamanız gerekir, çünkü bitkiler yeşil spektrumlu ışığı fotosentez için kullanmazlar yada çok çok az kullanırlar. Güneş ışığı 475 nm dalga boyundaki mavi spektrumda tepe noktası yapmaktadır. Bu kırmızıdan daha kısa bir dalgaboyudur ve hem bitkiler hem de algler tarafından kullanılmaktadır. Işık suyun içinde ilerledikçe yoğunluğunu kaybeder. Daha kısa dalga boyundaki mavi spektrumlu ışık, daha kolay emilen ve daha yavaş olan kırmızı spektrumlu ışığa göre suya daha iyi nüfuz eder ve daha hızlı ilerler. Bitkilerin kullandığı fotosentetik pigment olan klorofil hem mavi hem de kırmızı ışığı yakalamaktadır ancak 650-675 nm dalga boyuna sahip kırmızı ışıkta çok daha etkilidir. Mavi ışık yukarıda değindiğimiz bu nedenlerden ötürü daha bol olduğundan dolayı kırmızı ışıkla aynı oranda zaten kullanılmaktadır.</p>
<p>Bitkilerin fotosentez yapabilmek amacıyla ışığı emen unsuru olan klorofil molekülleri temel olarak ikiye ayrılır. Bunlar Klorofil a ve Klorofil b olarak adlandırılmaktadır. Bu iki klorofil türü arasında çok küçük bir fark vardır ve bu sadece kimyasal formülasyonlarından kaynaklanmaktadır (a: C55H72O5N4Mg, b: C55H70O6N4Mg). Bu klorofil türlerinin her ikisi de son derece etkili fotoreseptörlerdir. Kimyasal yapılarındaki bu farklılık neticesinde bu iki klorofilin abzorbe ettikleri spektrum çok küçük miktarlarda dalgaboyunda farklılaşma yaratmaktadır. Bunun neticesinde örneğin 450nm dalgaboyunda Klorofil a’nın yakalayamadığı ışık, o dalga boyunda daha etkili olan Klorofil b tarafından yakalanacaktır. Bu sayede bu iki tür Klorofil ışığın yakalanması konusunda birbirlerini tamamlayıcı rol almaktadırlar.</p>
<p>Yeşil bitkiler için en önemli aydınlatma tepe noktaları aşağıdaki tabloda gösterildiği üzere şu şekildedir (yatay eksen dalga boylarını, dikey eksen ise bitkilerin ışığı yakalayabilme oranlarını göstermektedir):<br />
Klorofil-a: 430nm/662nm<br />
Klorofil-b: 453nm/642nm<br />
Karotenoid: 449nm/475nm<br />
Kırmızı pigmentlere sahip bitkiler daha ziyade spektrumun mavi bölgesindeki ışıktan faydalanırlar.</p>
<p><img border="0" src="http://img84.imageshack.us/img84/7279/24870381wl3.jpg" /></p>
<p>Yukarıda açıklandığı şekilde fotosentez için optimum ışığı seçmenin yanı sıra, akvaryumunuzun estetik amaçlarına en uygun gelecek (kendi göz zevkiniz için) renk sıcaklığına sahip aydınlatmayı da sağlamalısınız. Bu nedenle akvaryumunuzun nasıl görünmesini istediğiniz dışında renk sıcaklığıyla (Kelvin değeriyle) pek kafanızı meşgul etmeyin. Renk sıcaklığına bakarak değerlendirmek gerekirse, mavi spektrumdaki ışık balıklarınızdaki mavi rengi belirginleştirecektir. Yeşil spektrumdaki ışık akvaryumunuzun daha aydınlık olmasını ve bitkilerinizin yeşilinin daha canlı olmasını sağlayacaktır. Kırmızı spektrumlu ışık ise balıklarınızdaki ve bitkilerinizdeki kırmızı rengi vurgulayacaktır.</p>
<p>Lambaların tanımlanmasında kullanılan bir başka ifade olan Lüx kavramı metrekareye düşen lümen anlamını taşır. Hem Kelvin hem de Lüx bitkiler değil sadece insanların ışığı algılamasına göre tanımlayıcı bilgiler olduğundan bitkili akvaryum açısından benzerlik taşırlar. Her ikisinde de bitkiler için değil, insan algılaması için hassasiyetin daha yüksek olduğu yeşil spektrumdan yayılan enerji miktarı vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yapay ışık kaynakları sıklıkla lümen olarak çıkış değerlerine bakılarak değerlendirilmektedir. Lümen bir ışık kaynağının bir birim süre içerisinde ne kadar ışık enerjisi yaydığını ölçer. Lümen kaynak tarafından saçılan tüm enerjiyi ölçmeyip, sadece insan gözünü etkileyebilecek dalgaboylarındaki enerjiyi ifade etmektedir. Bu nedenle lümen değeri daha ziyade insan gözünün spektral hassasiyeti ile değerlendirilebilecek bir tanım olarak anlam taşımaktadır. Aşağıdaki grafikte verilmiş olan spektrum tablosu üzerindeki eğri ile insan gözünün hangi dalga boylarında ne kadar etkili olduğunu görmektesiniz. Anlayacağınız üzere insan gözü bitkilerden çok farklı olarak 550nm dalga boyundaki yeşil spektrumda maksimum algılama hassasiyetine sahiptir.</p>
<p><img border="0" src="http://img84.imageshack.us/img84/2031/42603008pu3.jpg" /><br />
İnsan gözünün algılama hassasiyeti</p>
<p>Lümen değerleri lambaların ambalajında yada üretici sitelerinde sıklıkla verilmektedir, ancak bunu dikkate almak istemeniz durumunda ne anlama geldiğini de bilmeniz gerekmektedir. Herhangi bir A lambası herhangi bir B lambasından daha yüksek lümen değerine sahip olup, size daha parlak görünebilir, ancak buna karşılık Lamba B bitkiler açısında daha faydalı ışığa sahip olabilir. Bununla ne denilmek istediğini anlamak için aynı watt değerine sahip bir beyaz lamba ile Grolüx lambayı karşılaştırmanız yeterli olacaktır. 40 wattlık bir beyaz lamba 3050 lümen civarındayken, 40 wattlık standart bir Grolüx çok daha aşağılarda 1200 lümen değere sahiptir. Bu büyük farkın nedeni Grolüx lambaların çok düşük seviyelerde yeşil ışık yaymasına karşılık beyaz lambaların bu konuda çok daha kuvvetli olmasıdır. Grolüx lambalar genel görüş olarak en iyi bitki lambalarıdır belki, ancak yeşil spektrumu çok zayıf olduğundan dolayı sadece Grolüx kullanılan akvaryumlar daha loş ve morumsu bir görsel etkiye sahip olacaklardır. Bu nedenle bir Grolüx lambanın yanına bir tane de geniş spektrumlu lamba eklemek daha güzel bir görsel etki uyandıracaktır.</p>
<p>Bitkiler açısından Kelvin değeri ile lümen değeri aynı şekilde ele alınmamalıdır. Kelvin değeri daha ziyade akvaryumunuzun insan gözüne nasıl görüneceği konusunda fikir verir ve tamamen subjektiftir. Genel olarak 3000K gibi düşük Kelvin değerlerine sahip lambalar daha kırmızı ve 10,000K gibi yüksek Kelvin değerlerine sahip lambalar daha fazla mavi ışığa sahip olacaktır. Yeşil bitkiler yeşil ışığı fotosentez için kullanmayacağından (hatırlayınız, cisimler sadece yansıttıkları yani özümsemedikleri ışığın rengini alırlar), bitkiler açısından Lümen değeri bir anlam taşımamaktadır. Aynı watt değerindeyken, daha yüksek bir Lümen değeri ganellikle daha yüksek yeşil spektrumlu ışık anlamına gelecektir. Kısacası Lümen tamamen insan gözünün algılamasına yönelik bir değerlendirmedir. Bitkilerin gerek görünümü gerekse gelişimi açısından bir anlam taşımamaktadır.</p>
<p>Kelvin değeri ise renk sıcaklığının bir değerlendirme şeklidir. Renk sıcaklığı; aydınlatma, video ve fotoğraf çekimi, yayıncılık gibi konularda önem taşıyan görülebilir ışığa ait bir özelliktir. Değer ne kadar yüksekse ışık o kadar mavidir. Basit bir gösterimle belli Kelvin değerindeki lambaların akvaryumunuza vereceği görünüm şu şekilde olacaktır:</p>
<p><img border="0" src="http://img84.imageshack.us/img84/1475/65766778qa5.gif" /></p>
<p>Ancak Kelvin değerine bakarak bir lambanın hangi dalga boylarında ışık saçtığına karar verme hatasına düşmemek gerekir. Kelvin değerini spektral grafik üzerindeki tüm sıçramaların meydana geldiği dalgaboylarının bir toplamı olarak ele alabilirsiniz. Bu toplam içinde spektral tablo verilmemişse eğer hangi dalga boylarının daha yüksek olduğuna karar vermek mümkün değildir. Örneğin 5000K değerine sahip olan bir lambanın içinde bizim için önemli olan 450 ve 650 nm civarında hiçbir sıçrama yokken tamamı 550nm civarındaki yeşil ışıktan kaynaklanıyor olabilir. Aynı renk sıcaklığına (K) sahip iki lambanın saçacakları ışık dalga boyları birbirinden tamamen farklı olabilmektedir. Bu nedenle bitkileriniz için faydalı olan ışığa karar vermekte kullanmanız gereken değer aslında Kelvin değeri olmamalıdır. Ancak bu değer size daha önce değindiğimiz gibi akvaryumunuzun genel olarak nasıl bir görünüme sahip olacağı konusunda fikir verecektir, yani estetik açıdan bir önem taşır. Örneğin gökyüzü 10,000 K değerinde bir renk sıcaklığına sahiptir ve mavimsi görünür. Yüksek Kelvin değerine sahip ve içinde mavi ibaresi geçen lambalar (ör: SkyBlue) yayılan ışıkta mavi dalga boylarının daha baskın olduğunu vurgulamaktadır. Bunun neticesinde de, mavi dalga boylarında, yeşil bitkileriniz daha aktif olacaklardır ki bu da iyi bir şeydir ve mavi balıkları daha belirginleştirecektir. Kırmızı fotosentetik pigmentler ışığı kullanmakta daha güçsüzdürler ve sonuç olarak ta hepimizin gayet iyi bildiği bir temel husus olarak daha güçlü ışığa ihtiyaç duyarlar. Daha güçsüz kırmızı karotenoid pigmentler daha fazla mavi ve biraz da yeşil spektrumlu (yani güçlü ve parlak) ışığa ihtiyaç duyarlar.</p>
<p>Bazı bitkilerde mevcut aydınlatma durumuna bağlı olarak fotosentez esnasında kullanacakları pigmentleri değiştirebilme becerisi mevcuttur. Bu olayı sıklıkla ışığın yetersiz olması (mavi ve yeşil spektrumun eksikliği) durumunda kırmızıdan yeşile dönen bitkilerde görmekteyiz. Aynı şekilde tam tersi bir durum olarak yüksek yoğunlukta ışık olduğunda yada ışık kaynağına doğru uzayarak yakınlaşıldığında yeşil bitkilerin kırmızıya dönebildikleri de gözlemlenmektedir. Bazı bitkilerdeki bu özellikler aslında farkında olmadan akvaryumcular arasındaki yaygın ifadesiyle bakımı kolay olan bitkileri ifade etmektedir. Örneğin Ludvigia repens, Limnophilia aquatica, Hygrophilia türleri, Vallisneria türleri ve bazı Echinodorus türleri bu tür bitkilerden olup ışık anlamında pek çok ortamda rahatlıkla gelişim gösteren ancak görünümleri farklı olan bitkilerdir.</p>
<p>Herhangi bir lamba üzerinde belirtilen Kelvin değeri doğrulamak amacıyla CIE Kromatik Tablosu üzerinden kontrol edildiğinde her zaman doğruyu göstermeyebilmektedir. İşte bu yüzden bazı 5000K lambalar daha sarı bir renk verirken diğerleri daha beyaz olabilmektedir. Bu durum özellikle floresan lambalarla metal Halide lambaları karşılaştırırken daha belirgin olmaktadır. İşte bu noktada Kelvin değerleri bir pazarlama taktiği yada söylemi açısından aldatıcı olabilmektedir.</p>
<p>Fotosentez maksadıyla erişilebilir olan enerji miktar ve türünü belirlemekte kullanılan standart ölçüm tekniğine “Fotosentetik Aktif Radyasyon” yada kısaca PAR adı verilir. Bu ölçüm tekniği bir ışık kaynağından saçılan 400 ile 700 nm aralığındaki tüm dalga boylarındaki çıkışları hesaba katmaktadır. PAR aynı zamanda sadece enerji miktarını ölçmediği için lümen değerinden de farklılık gösterir. PAR “saniyede geçen foton sayısı” olarak ifade edilir. PAR ifadesinin enerji birimi yerine foton sayısıyla ifade edilmesinin nedeni fotosentez reaksiyonunun sadece ve sadece bitki tarafından bir fotonun özümsenmesi neticesinde gerçekleşiyor olmasıdır. Burada fotonarın hangi dalga boyunda olduğunun önemi yoktur. Yani başka bir deyişle, bir bitki tarafından belirli sayıda mavi fotonun özümsenmesi neticesinde meydana gelecek olan fotosentez aynı miktardaki kırmızı fotonun özümsenmesi neticesinde olacak olan miktarla aynıdır. İşte bu yüzden bir lambanın bitkiler için uygun olup olmadığına karar vermeden önce o lambanın spektral grafiğini görmek çok öenm taşımaktadır. Bitki lambaları genelde morumsu ve loş bir görünüm verdiğinden hem bitkiler hem de insan gözü için en iyi görsel efekti yaratabilmek maksadıyla farklı lambalardan oluşan bir karışım yapılması gerekecektir. PAR ölçümünün yanı sıra ayrıca kısaca PUR adı verilen “Fotosentetik Uygun Radyasyon” ölçüm tekniği de bulunmaktadır. Bu teknikte PAR’ın aksine sadece mavi ve kırmızı ışık hesaba katılmaktadır.</p>
<p>Buraya kadar anlatılan ışık ve lamba değerlendirme kriterlerine eklenecek bir başka kıstas ise (aynı zamanda en az bilinen) kısaca CRI adı verilen Color Rendering Index (Renk Gösterim Endeksi) değeridir. Piyasada bulunan bazı lambaların üzerinde yada web sitelerinde bu değerler de verilmektedir. Bir lambanın CRI değeri oldukça yüksek olmadığı sürece kesinlikle renkleri doğru bir biçimde veremeyecek ve doğal görünemeyecektir. Dolayısıyla CRI değeri düşük ampullerin Kelvin (renk sıcaklığı) değerleri de pek anlamlı olmayacaktır. CRI değeri 90 yada daha yukarı olan bir lamba için renk sıcaklığı çok büyük farklılık olüştürmayacaktır. Renkleri doğru olarak gösterebilen bir ışık kaynağının Kelvin değeri ne olursa olsun sağladıkları aydınlatma aşağı yukarı aynı görsel etkiyi bırakacaktır. Çoğu lamba özellikle kırmızı ve turuncu renkleri göstermekte çok zayıftır. Bazı lambalar ise mavi ve kırmızı arasındaki farkı dahi veremediğinden fazlasıyla yeşil ışık üretmektedir.</p>
<p>CRI değeri bir başka ifadeyle 0’dan 100’e kadar olan bir ölçek üzerinde, belirli bir ışığın gerçek (tam spektrum) günışığına ne kadar yakın olduğunu ifade etmektedir. Hobi içinde pek çok kişi günışığı adı altındaki ampullerin bitki akvaryumları için uygun olduğunu ve bu nedenle kullandıklarını ifade ederler. Ancak buradaki günışığı tamamen bir marka ibaresidir ve burada anlatılan değerler ile karşılaştırılarak düşünülmesi gerekir. Aynı Kelvin değerine sahip olup, farklı CRI değerlerine sahip iki lambanın verdikleri görünüm çok farklı olacaktır. CRI değeri 80 olan 5000K’lik bir lambayla 90 olan gene 5000K’lik bir lamba karşılaştırıldığında 80’lik lamba daha parlak ve yeşil ağırlıklı olurken diğer lamba daha loş olacak ancak bütün spektrumdan daha doğal renkler verecektir.</p>
<p>Bir lambanın insan gözüne doğal görünüp, görünmediği de tamamen subjektiftir. Alışkanlıklarınız, çoğunlukla bulunduğunuz ortam burada önemlidir. Sürekli beyaz floresanlar altında yaşıyorsanız muhtemelen sizin gözünüze de doğal görünen bu tür bir ışık olacaktır. Sıklıkla bulutlu/kapalı bir gökyüzü altında yaşıyorsanız böyle bir durumda gözünüz 7000K civarında doğal aydınlatmaya alışmış demektir. Eğer sürekli açık/bulutsuz bir gökyüzü altında yaşıyorsanız bu durumda sizin için doğal olan aydınlatma 5000K civarında olacaktır. Bir başka genel bilgi olarak güneş yüzeyindeki renk sıcaklığı 5777 K değerindedir. Eğer oldukça kuzey bölgelerde yaşıyorsanız o takdirde 10000K size daha doğal görünecektir. Yukarıdaki örneklere bakılacak olursa, hangisi olursa olsun gerçek doğal ışıkta renkler oldukça iyi gösterilmektedir. Ancak bu durum floresanlarda pek karşılaştığımız bir şey değildir. (Özellikle yüksek Kelvin değerlerinde.) Hem Kelvin değeri yüksek hem de 90 ve üzeri CRI değerlerine sahip bir lamba bulmak ise gerçekten zor ve külfetlidir.</p>
<p>Bitkiler, hem mavi hem de kırmızı ışıktan bir miktar içerdikleri için sıradan lambaların altında da gelişimlerini sürdürebilirler. Ancak buradaki bir başka sorun bu lambalarda alglerin hoşlandığı 500 ile 600 nm arasındaki dalga boylarında ışıkların da mevcut olmasıdır. Yeşil algler ve yeşil bitkiler fotosentez için aynı pigmentleri (Klorofil a/b ve Karotenoid) kullanırlar. Bu nedenle birine fayda sağlayan ışık diğerine de fayda sağlayacaktır. Farklılık gösteren alg ise Mavi-yeşil algdir (Cyanobacteria). Bunlarda ışığı daha ziyade 600nm civarındaki turuncu-kırmızı fotonları absorbe eden Fikosiyanin pigmenti yer alır. Maalesef akvaryumlarımızda pek çok standart floresanla gelen bu ışık ta mevcut olmaktadır. Dolayısıyla bir akvaryumun üzerinde ışık olduğu sürece şu yada bu türden bir/birkaç alg mevcut olacaktır. Bu nedenle alg sorununu sadece ışıkta aramak doğru değildir ve bu tamamen farklı bir tartışma konusudur. Bitkili akvaryumlarda kuracağımız yapay ışıklandırma ideal olarak spektrumun kırmızı bölgelerinde tepe yapmalı yada daha kuvvetli olmalıdır. Akvaryumun genel görünümü ise bir miktar mavi ve insan gözü için bir miktar da yeşil ışıkla takviye edilerek güzelleştirilebilir. Çok kuvvetli mavi ışık bitkilerin daha kısa ve gür olmasına neden olurken aynı zamanda alg gelişimini de hızlandıracaktır. Bu nedenle genel kabul olarak akılda tutulması gereken ışıklandırmada dengeyi oluştururken 2/3 oranında kırmızı ve 1/3 oranında mavi ışık sağlamak olacaktır.</p>
<p>Standart bitki/akvaryum lambası olarak satılan ürünler genellikle yeterli enerjiye ve mavi ışığa sahip olmasına rağmen, kırmızı ışıkta zayıftırlar. Günışığı adı altında satılan lambaların bazılarında ise faydalı kırmızı ışık bulunabilmektedir. Akvaryumunuza herhangi bir floresan lambayı koyarak sonuç alabilirsiniz, ancak bitkilerinizdeki gelişimi maksimize etmek istiyorsanız lambaları birbirleriyle karşılaştırmalı ve eğer mümkünse yukarıda anlatılan pek çok değerlendirme kriterine göre daha kolay erişilebilir olan spektral grafiğini, etkili ömrünü ve güç kayıp oranını öğrenmeye çalışmalısınız. Floresan lambalar zamanla güç kaybederler. Aynı zaman biriminde bazı lambalar %10 kayıp verirken diğeri %30 kayıp verebilmektedir. Kayıp ne kadar az olursa lambaları değiştirme sıklığınız da o kadar az olacaktır. Mevcut lambalarda genellikle 6-12 ay arasında değişim yapılması gerekmektedir.</p>
<p>Akvaryum kullanımı için pazarlanan lambaların pek çoğu daha pahalıdır ve bir kısmı da standart lambalara göre daha iyi sonuç verememektedir. Aynı zamanda bunların üretici firmalar tarafından ne kadar doğru bir şekilde satışa sunulup sunulmadıkları da farklı bir tartışma konusudur. Pek çok lambanın spektral grafiklerine ulaşabilmek mümkündür. Gerek paket üzerinde gerekse internet sitelerinde bu bilgiye ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Akvaryum bitkileri ışıklandırma koşullarındaki değişimlere çok hızlı şekilde yanıt verebilmektedirler. Alglere göre biyolojik olarak çok daha gelişmiş yapıları vardır ve alglere göre çok daha hızlı şekilde fotosentezlerini ayarlayabilme yetenekleri vardır. Bunun neticesinde aydınlatma miktar ve kalitesinde gerçekleştireceğiniz her türlü olumlu yada olumsuz değişikliğe bitkileriniz oldukça hızlı tepki vereceklerdir.</p>
<p>Piyasadan edineceğiniz lambalar içinde T5 olarak tabir edilen daha ince floresanlar standart T8 floresanlara göre daha uzun ömürlü ve daha parlak ışığa sahiptirler. Tesisatlarını kendileri yapacak olan arkadaşlar için bir uyarı olarak bu iki lamba türünün aynı balastları kullanmadığını belirtmeliyim. Aynı zamanda T5 lambalar T8 lambalara göre biraz daha fazla sıcaklık yaymaktadır.</p>
<p>Akvaryumlarda bir başka aydınlatma yöntemi olarak led aydınlatma özellikle Amerika&#8217;da oldukça yaygın olarak kullanılan ve son zamanlarda bitkili akvaryumlarda da kullanılmaya başlanan bir sistemdir. Ancak burada bahsi geçen ledler bildiğimiz 0.5 mm çapındaki ledler değildir. Bitkili akvaryumlarda kullanılması gereken ledler HP Led (Hıgh Power &#8211; Yüksek güçlü) adıyla bilinirler. Bunlar normal ledlere göre çok daha geniş bir spektruma sahip olup uygun sayı ve konumlamada kullanılırsa olumlu sonuçlar alınabilir. Bu tür aydınlatmanın popülerlik kazanmasının belli başlı birkaç nedeni var. Örneğin, çok düşük elektrik tüketimiyle çok yüksek bölgesel aydınlatma sağlayabilmeleri, 20.000-60.000 saat arası aydınlatma ömürlerinin olması, farklı renkli varyasyonlar yaratılarak istenilen görsel efektin yaratılabilmesi, bir sürü floresanı sığdırabilecek kapakla ve tabi onun ağırlığıyla uğraşmak yerine daha pratik bir şekilde uygulanabilmesi gibi&#8230; Ancak Türkiye&#8217;de malesef bu tür ürünlerde biraz eksiklikler var. Örneğin aşağıda verdiği linke bakarsanız nasıl bir led kastettiğimi görebilirsiniz: <a target="_blank" href="http://www.luxeonstar.com/luxeon-rebel-stars-c-29.php">http://www.luxeonstar.com/luxeon-rebel-stars-c-29.php</a></p>
<p>Yukarıda vermeye çalıştığım açıklamaların tamamını akvaryumlarınızda kullanacağınız her türlü lambayı değerlendirmekte kullanabilirsiniz. İster floresan, ister metal halide ister kompakt lambalar olsun tümü için aynı kriterleri kullanarak karar vermeye çalışmalısınız. Bu açıklamalar neticesinde sizlere hangi özelliklere sahip lambaları kullanmanız gerektiğini anlatmay çalıştım. Ancak benden herhangi bir lambayı tavsiye etmemi istemeniz fazlasıyla reklam içerikli olacağından böyle bir şeyi burada yazmam doğru olmayacaktır.</p>
<p>Umarım yazdıklarım sizler için faydalı olmuştur ve tümünü okuma sabrını gösterdiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim.</p>
<p>YILDIRIM ÖZDEMİR</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2009/01/02/bitkili-akvaryumlarda-isik-secimi-ve-fotosentez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Salyangozlarla Mücadele</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/09/23/salyangozlarla-mucadele/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/09/23/salyangozlarla-mucadele/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2008 14:33:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryumda salyangoz]]></category>
		<category><![CDATA[apple snail]]></category>
		<category><![CDATA[bakır sülfat]]></category>
		<category><![CDATA[bitkili akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[elma salyangozu]]></category>
		<category><![CDATA[minare salyanozu]]></category>
		<category><![CDATA[pH]]></category>
		<category><![CDATA[ramshorn]]></category>
		<category><![CDATA[salyangoz]]></category>
		<category><![CDATA[snail]]></category>
		<category><![CDATA[yosun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/09/23/salyangozlarla-mucadele/</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle bitkili akvaryum sahipleri salyangozlar yüzünden kendilerini sürekli mağdur hisseder. Akvaryumlarımıza öyle ya da böyle mutlaka sevimsiz, ufak ve hızlı üreme kabiliyetine sahip salyangozlar musallat olur. Zaten akvaryumlarımız için satın aldığımız bitkilerin salyangoz ya da salyangoz yumurtası bulaşmamışını bulmak hint kumaşı bulmaktan zordur Bu yazımda sizler için son keşiflerim çerçevesinde salyangozlar karşısında işe yarayacak etkili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/sn1.jpg" title="sn1.jpg"></p>
<p style="text-align: center"><img src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/sn1.jpg" alt="sn1.jpg" /></p>
<p></a></p>
<p>Özellikle bitkili akvaryum sahipleri salyangozlar yüzünden kendilerini sürekli mağdur hisseder. Akvaryumlarımıza öyle ya da böyle mutlaka sevimsiz, ufak ve hızlı üreme kabiliyetine sahip salyangozlar musallat olur. Zaten akvaryumlarımız için satın aldığımız bitkilerin salyangoz ya da salyangoz yumurtası bulaşmamışını bulmak hint kumaşı bulmaktan zordur <img src='http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Bu yazımda sizler için son keşiflerim çerçevesinde <img src='http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' />  salyangozlar karşısında işe yarayacak etkili biyolojik ve kimyasal mücadele teknikleri açıklayacağım ! Biyolojik kelimesine dikkat, kimyasalsız, dengeye zarar vermeden yani :D</p>
<p><span id="more-77"></span></p>
<p>Akvaryumularımıza musalalt olan bu minik canlılar ne yazık ki yazının başındaki çizim ya da formunda apple snailler kadar şirin değiller. Camda dolaşırlarken ne huzur içinde akvaryumunuzu seyredebilirsiniz ne de adam akıllı fotoğraf çekebilirsiniz. Bitkilerde ve kumda dolaşmaları ise ayrı bir sabır sınavı. Hele beyaz quartz kumunuzda yüzlerce minare salyangozunu üst üste oyun oynarlarken hayal edin. (yaşadım biliyorum felaketin göbek adı)</p>
<p>Bir zamanlar applesnail üretmenin sevinciyle coşarken, 1-2 cm&#8217;lik salyangozcuklarım birer birer ölmeye, önden bakınca arkayı gösteren ince kabuklar üretmeye başladılar. Durumun vehametini o gün anlayamamıştım. Sorun pH düşüşüymüş meğer&#8230; O günlerde ölmüş minare salyangozlarına ait onlarca kabuğa da kumumda rastlamıştım. Fakat Özgür Çevik&#8217;in yeni albümünde dediği gibi &#8220;Düşüşüm duruşum oldu&#8221;. O gün düşük pH altında salyangozların kesinlikle barınamayacağını gözlerimle görerek anladım. Artık sürekli mayalı CO2 sistemi kullandığım için pH&#8217;ım 6.0 dolaylarında ve salyangozların hepsini toplasanız bir elin parmaklarını geçmez. pH&#8217;ım 7.5 dolaylarındaykense avucumdan taşıyorlardı&#8230; Demek ki birinci biyolojik mücadele yöntemimiz neymiş:</p>
<p><strong>B1 &#8211; Balık türleriniz de şikayetçi olmayacaksa akvaryumunuzun pH&#8217;ını düşük tutacaksınız, nasıl olsa bitkielrinizin hayat kaynağı da CO2. Bırakın hem bitkileriniz mutlu olsun hem de siz.</strong></p>
<p>Bu yaz kendime bir diskus aldım. Gözde&#8217;nin önerisiyle adını Ali koyduk. Neymiş efendim Çilekeş&#8217;in solistiymiş. peh peh&#8230; ama kıramadım koydum, bir balık için fena isim değil diye düşünmüştüm zaten <img src='http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Bizim Ali biraz nazlıdır. Yem ona saldırsa bile o yeme saldırmaz. Diskus granulatını kaşık kaşık dökmeli ve canı isterse kum katmanını tabak gibi kullanarak yemleri yemesini sağlamalısınız. pH düşükken salyangozlar barınamıyor desek de bu besin bolluğu biraz teselli ederek hayatta kalmalarını sağlıyor. Önünüze yığılmış kilolarca pirzola düşünün <img src='http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' />  Akvaryumdaki salyangozların hemen hemen hepsi yem bölgesine hücum ediyor. Bu bende tabii ki yepyeni ufukların açılmasına sebep oldu. Düşünsenize, bir kepçe darbesiyle akvaryumda salyangozların büyük çoğunluğunu çöpe postalayabiliyorsunuz. Ben yaptım oldu, valla süper de oldu tavsiye ederim. Sera&#8217;nın da geçen senelerde yeni bir modelini çıkarttığı ve onlarca liraya sattığı salyangoz kapanlarının da tek mantığı bu. Ortaya yemi koyuyorsunuz, salyangozlar kapandan giriyor ama çıkamıyor. Bizim yöntem de aynısı. Bir bölgeye yem atın, gelmesini bekleyin kepçeyi daldırın, çıkarın kurtuluverin. Demek ki ikinci biyolojik yöntem neymiş ;</p>
<p><strong>B2 &#8211; piyasanın en hızlı ve noktasal çökebilen yemi Sera Diskus Granulat alınıyor</strong> (şeffaf poşetlerde 2 YTL çoğu yerde, agaya beleş -o ben oluyorum hehe, Abdullah abi sağolsun, neyse konu sapmasın- ) <strong>ve akvaryumumuzun boş bir kum sağası olan bölgesine çökecek şekilde 1-2 çay kaşığı atılıveriliyor. 15-20 dk sonra salyangozlar kepçede !</strong></p>
<p>Uyguladığım bir biyolojik yöntem de salyangozları gördüğüm yere enjektörümle HCl yani Tuz ruhu püskürtmek. Bu yöntem çok etkili sayılmaz ama püskürtülen bölgeye uzun süre yaklaşıp Ali&#8217;nin yemlerini kapan olmuyor. Tabii dozu kaçırmamak lazım. Ben tuz ruhunu pH ayarında da kullanıyorum ama dikkat. Litre başı 2-3 damla kullandığınızda pH 7 ve biraz altı değerlere gelebiliyor. Malatya&#8217;da su sert olduğundan 3 damla ancak 7 küsür yapıyor o da ayrı&#8230;</p>
<p><a href="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/sn2.jpg" title="sn2.jpg"><img src="http://www.bitkiliakvaryum.com/wp-content/sn2.jpg" alt="sn2.jpg" /></a></p>
<p>Gelelim kimyasal yollaraaa. Valla pek tavsiye etmiyorum biyolojik yöntemlerin yanında nedeni ise;</p>
<p>1- Akvaryumu tamamen salyangoz ve yumurtalarından kurtarmak bence çok zor</p>
<p>2- Kurtulsanız bile bir şekilde tekrar gelecekler ve görünce ağlamaya başlama ihtimaliniz yüksek (kimyasal yöntemler az biraz zahmetli de) </p>
<p>ve itiraf etmeliyim ki söyleyecek pek kimyasal yöntemim yok. Zaten iki seçenğiniz var;</p>
<p><strong>K1- Salyangoz ilacı</strong></p>
<p><strong>K2- Bakır sülfatı uygun dozda kullanmak</strong></p>
<p>İkisi de aynı şey aslına bakarsanız. Normal kullanımda Riskler şunlar;</p>
<p>1-Biyolojik denge altüst olabilir</p>
<p> 2-Ölen canlılar yüzünden amonyak-nitrat gibi değerler sapıtabilir.</p>
<p>3- Karides ve midyeler üzülecektir. Geçici ya da şuur kaybı da olası. </p>
<p>Doz aşımı ise çok fecidir. Bir keresine 8lt&#8217;lik canlı doğuran yavrusu akvaryumumda salyangozlar gözüme batmış ve öldürmek istemiştim. Koskoca ilaç şişelerine bile 200mg konan maddeyi çay kaşığıyla dozlayarak dökmem balıklar için sonu getirmişti. Geçen senelerden birinde de baştan kurulum yapmak istediğimde bitkilerimi eritmiştim. Doz aşımında riskler;</p>
<p>1- Balıklarınız ölebilir</p>
<p>2- Bitkileriniz yanabilir</p>
<p>3- Bakır sülfat kumunuza vb. sinerek ilerde de başınızı ağrıtabilir.</p>
<p>4- Akvaryum köşelerindeki silikonlara bulaşacak açık mavi renk her gördüğünüzde kafanızı duvara vurdurabilir.</p>
<p>Bence uydurduğum (kendim uydurdum diye demiyorum) biyolojik mücadele yöntemleri çok daha güzel. Okuyun hayrını görün, çalmayın, isimsiz ve linksiz alıntılamayın, her salyangoz adı geçen yerde beni yere göğre sığdıramayın havam olsun&#8230;.</p>
<p>Saygılarımla, sevgilerimle, salyangozsuz günler dileklerimle&#8230;.</p>
<p><strong>Birkan TATAR</strong></p>
<p><strong>.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/09/23/salyangozlarla-mucadele/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canlı Yemler</title>
		<link>http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/08/27/canli-yemler/</link>
		<comments>http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/08/27/canli-yemler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 19:57:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum]]></category>
		<category><![CDATA[akvaryum bitkileri]]></category>
		<category><![CDATA[aquarium]]></category>
		<category><![CDATA[balık yemi]]></category>
		<category><![CDATA[balık yemleri]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz kurt]]></category>
		<category><![CDATA[canlı yem]]></category>
		<category><![CDATA[diskus canlı yem]]></category>
		<category><![CDATA[FD]]></category>
		<category><![CDATA[FD worm]]></category>
		<category><![CDATA[grindal kurt]]></category>
		<category><![CDATA[koray karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[mikro kurt]]></category>
		<category><![CDATA[mikrokurt]]></category>
		<category><![CDATA[sera]]></category>
		<category><![CDATA[tetra]]></category>
		<category><![CDATA[tubifex]]></category>
		<category><![CDATA[worm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/08/27/canli-yemler/</guid>
		<description><![CDATA[Birçok kişinin ilgilendiği bir konu canlı yemlerin bakımı ve üretimi. Kuru yeme alışık olmayan balıklar, larvalar, minik yavrular, yüksek değerli besinler gerektiren özel durumlar ve verimli balık üretimi için canlı yem olmazsa olmazlardan. İşte mikro kurt, grindal kurt ve beyaz kurtların üretim teknikleri : MİKRO KURT ÜRETİM TEKNİKLERİ (RESİMLİ)          Mikro kurt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img src="http://img361.imageshack.us/img361/2383/68176370sm4yf1.jpg" alt="mikro kurt, gridinal kurt, canlı yem" /></p>
<p>Birçok kişinin ilgilendiği bir konu canlı yemlerin bakımı ve üretimi. Kuru yeme alışık olmayan balıklar, larvalar, minik yavrular, yüksek değerli besinler gerektiren özel durumlar ve verimli balık üretimi için canlı yem olmazsa olmazlardan. İşte mikro kurt, grindal kurt ve beyaz kurtların üretim teknikleri :<span id="more-76"></span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">MİKRO KURT ÜRETİM TEKNİKLERİ (RESİMLİ)</span></span></strong><strong>          Mikro kurt üretimi yapmak isteyen arkadaşlara yol göstermesi amacı ile Mikro Kurt Üretim Teknikleri ve Mikro Kurt İle İlgili Genel Bilgiler başlıkları altındaki makalemi sizlerle paylaşmaya karar verdim.<br />
                       <br />
Gerekli Malzem<br />
1-Mikro Kurt Kültürü (Resim-1)<br />
2-Mikro Kurt Üretim Kabı (15x20x5), ilk başlangıçta (10x10x5)’lik 2 adet kap işinizi görecektir.     <br />
    (Resim-2)<br />
3-Mikro Kurt Besi Yeri (Resim-3)<br />
4-Mikro Kurt Toplama Fırçası (Resim-4)</strong></p>
<div><strong>          Bu malzemelerin tamamını forum’daki ilanlardan temin edebilirsiniz. Temin etmekte zorluk çektiğiniz malzemeler için öm veya msn’den iletişim kurduğunuz takdirde tarafınıza gönderilecektir.</strong></div>
<p><strong>RESİM-1<br />
<img src="http://img126.imageshack.us/img126/9841/79908504eh1.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-2<br />
<img src="http://img235.imageshack.us/img235/4990/26437001rc9.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-3<br />
<img src="http://img98.imageshack.us/img98/9861/23414060hz7.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-4<br />
<img src="http://img292.imageshack.us/img292/3045/31645160ni7.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>          Mikro kurt üretimi yapabilmek için öncelikle resim-1’de görüldüğü gibi mikro kurt kültürüne, resim-2’de görülen 10x10x5 ebatında 2 adet ağzı kapaklı üretim kabına, resim-3’de görülen özel mikro kurt besi yerine ve resim-4’de görülen mikro kurt toplama fırçasına ihtiyacımız bulunmaktadır</p>
<p>          Üretime başlayabilmek için öncelikle ağzı kapaklı 2 adet başlangıç üretim kabına (10x10x5) ihtiyacımız var demiştik. (Resim-2)  İlerleyen zamanlarda mikro kurtlarınız çoğaldığında) Resim-5’da görülen üretim kaplarına (15x20x5) geçiş yapabilirsiniz. Üretim kaplarımız şeffaf olmalıdır.</p>
<p>RESİM-5<br />
<img src="http://img167.imageshack.us/img167/6199/58841351yb0.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
          Üretime başlayabilmek için, üretim kabı içerisinde yarım ekmek içi ve yarım bardak süt, muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Daha sonra Resim-1’de görülen mikro kurt kültürü bu karışımın üzerine dökülerek aşılama işlemi tamamlanır.   <br />
          Üretimin daha hızlı olmasını istiyorsanız Resim-3’de belirtilen mikro kurt besi yerini de kullanabilirsiniz. Aşılama işlemi tamamen aynıdır. Ölçü olarak üretim kabı içerisine, yarım çay bardağı mikro kurt besi yeri ve yarım su bardağı süt konularak muhallebi kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Resim-1’de görülen mikro kurt kültürü bu karışımın üzerine ilave edilerek aşılama işlemi tamamlanmış olur. Muhallebi kıvamını tam olarak tutturabilmek için, ilave olarak üretim kabınıza mikro kurt besi yeri / süt ilave edebilirsiniz.<br />
Özel olarak hazırlanmış mikro kurt besi yeri kullanarak, mikro kurtlarınızın daha hızlı üremelerini sağlayabilirsiniz.</p>
<p>          Bu aşamadan sonra, mikro kurtların hava almasını sağlamak amacı ile şeffaf kaplarımızın kapağını günde 1 kez açıp tekrar kapatmamız gerekmektedir. Aşılama işlemi yapıldıktan yaklaşık 5 gün sonra Resim-6 ve Resim-7’de görüldüğü gibi mikro kurtlar kabın kenarına ve hatta kapağa tırmanmaya başlarlar.</p>
<p>RESİM-6<br />
<img src="http://img185.imageshack.us/img185/577/37401281tc0.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-7<br />
<img src="http://img166.imageshack.us/img166/8320/14532408tg1.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
          Kabın kenarındaki bu kurtları, Resim-4’de görülen mikro kurt toplama fırçası ile sıyırıp buradan direk akvaryumdaki balıklarımıza verebiliriz. Burada dikkat edeceğimiz en önemli husus; mikro kurt toplama fırçası ile kurtları sıyırırken, sütlü ekmek karışımının / mikro kurt besi yerinin fırçamıza gelmemesi. Balıklarımıza bir zararı olmaz fakat, dikkatli sıyırmazsak akvaryum suyumuz bir miktar bulanabilir.</p>
<p>          Yazımın başında en az 2 adet üretim kabına ihtiyacımız olduğunu belirtmiştim. İlk aşılamayı yaptıktan 5-7 gün sonra kabımız kokmaya başlar. Üretim kabımızı yenileme vaktimiz gelmiştir. Bu durumda 2.kabımıza yukarıda yazıldığı gibi aynı şekilde sütlü ekmek karışımı veya üretimin daha hızlı olmasını istiyorsak mikro kurt besi yeri ve süt karışımı hazırlamalıyız. 2.kabımız hazır ise 1.üretim kabımızın üst kısmından az miktarda (1 tatlı kaşığı) alarak 2.kabımıza aşılamamız gerekir. (Resim-8) Böylece kültürümüzü kaybetmeyerek mikro kurtlarımızı üretmeye devam etmiş oluruz.</p>
<p>RESİM-8<br />
<img src="http://img372.imageshack.us/img372/9039/69573351ya1.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
          Mikro kurtların en iyi üredikleri sıcaklık 20-28 derece arasında olup, bu değerler dışındaki ortamlarda da canlı kalabilmekte fakat verimli bir şekilde üreme gerçekleşmemektedir.</p>
<p>                         MİKRO KURT İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER</p>
<p>1-Bir dişi mikro kurt  günde yaklaşık 40 kadar yavru meydana getirmektedir.</p>
<p>2-Mikro kurtların ömürleri birkaç hafta olup, doğduktan yaklaşık 3 gün sonra cinsel olgunluğa erişirler ve üremeye başlarlar. 6. günde ise gelişimleri tamamlanmış ve ergin boylarına (0.45-2 mm.) ulaşmışlardır.</p>
<p>3- Artemia’nın pahalılığı, üretimi gibi sebeplerle çoğu kişi tarafından artemiaya alternatif olarak kullanılmaktadırlar.</p>
<p>4-Akvaryuma atılan kurtlar 7-8 saat gibi uzun süre canlı kalabilirler. Bu nedenle fazla da atılsa balıklar bulunduklarında yiyebilirler.</p>
<p>5-Mikro kurda ihtiyacınız olmadığı zamanlarda kültürü serin bir yerde saklayabilirsiniz. Bu uygulama metabolizmalarını düşürecektir ve üremeleri hemen hemen duracaktır. Bu sayede hem kültürü kaybetmezsiniz hem de devamlı kültür yenileme zahmetinden kurtulursunuz. Yapmış olduğunuz besi yeri uzunca bir süre bozulmadan duracaktır. Daha sonra tekrar oda sıcaklığına getirdiğinizde kültür aktif olarak üremeye devam edecektir.</p>
<p>6-Mikro kurt besin değerleri şu şekildedir.<br />
Besin Öğeleri   Mikroworm % değerleri<br />
Protein   48<br />
Yağ   21<br />
Glikojen   7<br />
Organik Asitler   1<br />
Nükleik Asitler   1<br />
% değerler besleme şekline göre değişebilir.<br />
          Sonuç olarak mikro kurtlar pek çok balık yavrusu için ilk besin olarak kullanılabilecek en uygun yemlerden biridir. Son derece besleyicidir. Balıkların gelişimini olumlu yönde etkilemekte ve böylelikle balıklar yanık kalmamaktadırlar.<br />
Mikro kurtlar yavru balıkların ilk birkaç haftayı atlatmaları için idealdirler. Özellikle Beta yavruları gibi artemia’yı dahi yutamayacak kadar küçük balıkların beslenmesinde idealdirler. Artemia gibi yüzme kabiliyetleri bulunmadığından yavru balıklar tarafından çok az bir eforla yakalanabilmeleri en büyük avantajlarından biridir. Üretimi basit olmakla beraber, toplayıp balıklara vermesi de çok kolaydır. Mikro kurtlar tubifex gibi parazit ve hastalık riski içermezler. Son derece sterildir. Ev ortamında kapalı kaplarda kolaylıkla yetiştirilebilir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #ff0000;">GRİNDAL KURT ÜRETİM TEKNİKLERİ (RESİMLİ)</span></span></strong><strong>          Grindal kurt üretimi yapmak isteyen arkadaşlara yol göstermesi amacı ile Grindal Kurt Üretim Teknikleri ve Grindal Kurt İle İlgili Genel Bilgiler başlıkları altındaki makalemi sizlerle paylaşmaya karar verdim.</strong></p>
<div><strong>Gerekli Malzemeler;<br />
1- Grindal Kurt Kültürü (Resim-1)<br />
2- Grindal Kurt Üretim Kabı (15x20x10), ilk başlangıçta (12x12x6)’lık kapta işinizi görecektir. (Resim-2)<br />
3- Grindal Kurt Yataklık Toprağı (Resim-3)<br />
4- Grindal Kurt İçin Mama (Resim-4)<br />
5- Grindal Kurt Toplama Pensi (Resim-5)</strong></div>
<p></strong><strong>          Bu malzemelerin tamamını forum’daki ilanlardan temin edebilirsiniz. Temin etmekte zorluk çektiğiniz malzemeler için öm veya msn’den iletişim kurduğunuz takdirde tarafınıza gönderilecektir.</p>
<p>RESİM-1<br />
<img src="http://img293.imageshack.us/img293/8324/34568902va6.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-2<br />
<img src="http://img367.imageshack.us/img367/8517/beyazkurturetimkabicy0.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-3<br />
<img src="http://img98.imageshack.us/img98/9590/torflutoprakyn3.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
RESİM-4<br />
<img src="http://img116.imageshack.us/img116/5717/beyazvegrindalicinmamapx3.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>RESİM-5<br />
<img src="http://img148.imageshack.us/img148/6866/grindalkurtpensi2hr7.jpg" border="0" alt="" /><br />
         <br />
          Grindal kurt üretimi yapabilmek için öncelikle resim-1’de görüldüğü gibi grindal kurt kültürüne, resim-2’de görülen 12x12x6 ebatında 1 adet ağzı kapaklı başlangıç üretim kabına, resim-3’de görülen özel grindal kurt yataklık toprağına,  resim-4’de görülen grindal kurtların temel besin kaynağı olan grindal kurt mamasına ve resim-5’de görülen grindal kurtları toplayabilmeniz için özel olarak imal edilmiş grindal kurt toplama pensine ihtiyacımız bulunmaktadır</p>
<p>          Üretime başlayabilmek için öncelikle ağzı kapaklı bir başlangıç üretim kabına (12x12x6) ihtiyacımız var demiştik. (Resim-2)  İlerleyen zamanlarda (grindal kurtlarınız çoğaldığında) Resim-6’da görülen üretim kaplarına (15x20x10) geçiş yapabilirsiniz.</p>
<p>RESİM-6<br />
<img src="http://img231.imageshack.us/img231/8743/67534156em4ha0.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>          Bu kabın içerisine resim-3’de görülen grindal kurt yataklık toprağı dökülür. Burada önemli olan; yataklık toprağı 4-5 cm’den fazla konulmamalıdır. Kaba aşırı miktarda yataklık toprağı konulması üretimi yavaşlatacaktır.<br />
Bu aşamadan sonra toprağa su serpiştirilerek toprak nemlendirilir. Unutmayınız ki; grindal kurtlar yaşamlarını sürdürebilmeleri için nemli bir ortama ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle yataklık toprağı ne kuru, ne de çok ıslak olmalıdır.</p>
<p>          Daha sonra Resim-7’de görülen beyaz kurt kültürünü üretim kabımıza aşılamamız gerekir.</p>
<p>RESİM-7<br />
<img src="http://img361.imageshack.us/img361/2383/68176370sm4yf1.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>          Resim-7’de görüldüğü gibi grindal kurt kültürümüzü dökerek aşılama işlemini gerçekleştirmiş oluruz.</p>
<p>          Şimdi sıra geldi yem konusuna. Grindal kurt üretimi için şimdiye kadar değişik yöntemler denedim. Genel olarak mısır unu ve bebekler için kullanılan bebelac mama beyaz kurtlar için faydalı bir besin kaynağıdır. Bunun yanı sıra özel olarak imal edilmiş ve vitamin ile desteklenmiş grindal kurt mamasının (Resim-4), grindal kurtların üremesini olumlu bir şekilde etkilediğini ve üremelerini hızlandırdığını gözlemledim. </p>
<p>          Mısır unu / bebelac mama’dan veya üretimin daha hızlı olmasını istiyorsanız grindal kurt mamasından haftada 1 tatlı kaşığı kadar vermeniz yeterli olacaktır. Kabınızdaki kurtların yoğunluğuna göre bu oran arttırılabilir / azaltılabilir. Vermiş olduğunuz mama toprak altında ve de nemli olmalıdır. Yani mamayı toprak içerisine koyduktan sonra su ile ıslatmanız gerekmektedir. Kurtlar genelde bu yemin altına gelecek ve buradan besleneceklerdir. Mamayı ıslatma işlemini yapmazsanız yem kuru olacağından kurtlar bu yemi uzun süre yiyemeyeceklerdir.  Vermiş olduğunuz yem kurtlara normalde yaklaşık 1 hafta yetecektir. 1 hafta sonra aynı şekilde yem vermeniz gerekmektedir. Bazen vermiş olduğunuz yemlerde tüylenme,pamukçuk oluşabilir. Bu durumda kurtların daha iyi üremeleri açısından yemi yenilemeniz gerekmektedir.   </p>
<p>          Grindal kurtları aşılama yapıldıktan yaklaşık 10 gün sonra grindal kurt toplama pensi (Resim-5)  ile balıklarınıza vermeye başlayabilirsiniz. Resim-8’de grindal kurtların yakından çekilmiş görüntüsü bulunmaktadır.</p>
<p>RESİM-8<br />
<img src="http://img387.imageshack.us/img387/7460/26442632da0.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>          Kurtlar hava almak için kapağa kadar tırmanırlar. Grindal kurtların oksijen almaları açısından kabın kapağını günde 1 kez açıp kapatmanız yeterli olacaktır.   </p>
<p>          Grindal kurtların en iyi üredikleri sıcaklık 19-24 derece arasındadır.<br />
 <br />
                         GRİNDAL KURT İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER</p>
<p>1- Grindal kurtlar 0,5 cm -1 cm arasındadırlar.</p>
<p>2- Grindal kurtlar 15 gün – 2 aylık arası balıklarımız için ideal bir canlı yemdir.</p>
<p>3- Yavrular 15 gün olduktan sonra artemia vermek zahmetli ve külfetli olacağından grindal kurt verilmesi daha yararlı olacaktır.</p>
<p>4- Grindal kurtlar tatlı su içerisinde birkaç gün, tuzlu suda ise birkaç saat kadar canlı kalabilmektedirler. Su içerisindeki hareketleri ve kendilerine has kokuları ile balıkları cezbetmekte ve en iştahsız balık bile grindal kurtlara hayır diyememektedir.</p>
<p>5- Grindal kurtlarda yaşamlarını sürdürebilmek için nemli bir ortama ihtiyaç duyarlar. Toprak ne kuru ne de çok ıslak olmalıdır.</p>
<p>6- Grindal kurtlar ışıktan hoşlanmazlar ve karanlık yerleri tercih ederler.</p>
<p>7- Grindal kurtlar birçok besini iştahla tüketirler. Ezilmiş patates, süt ile ıslatılmış bir dilim ekmek, süt ile ıslatılmış kuru kedi-köpek mamaları, balık yemleri, sebze-meyve artıkları, tahıllar, çeşitli hububat unları kullanılabilecek besinler arasındadır. Süt toprak içerisinde zamanla koku yapacağı için tavsiye etmiyorum. Grindal kurt üretiminde genel olarak mısır unu / bebelac kullanılmaktadır. Daha hızlı üretim yapmak isteyenler için özel olarak imal edilmiş beyaz kurt maması (Resim-4) tavsiye edilir.</p>
<p>8- Grindal kurtlar sadece nemli besinleri tüketebilirler. Eğer besini kuru olarak verirseniz yem yumuşayana kadar bekleyeceklerdir. Besinleri yeteri kadar nemlendirip vermeniz bu durumun önüne geçecektir.</p>
<p>          Sonuç olarak grindal kurtlar 15 gün – 2 aylık balıklarımız için ideal bir yemdir. Son derece besleyicidir. Balıkların gelişimini olumlu yönde etkilemekte ve böylelikle balıklar yanık kalmamaktadırlar. Üretimi basit olmakla beraber, toplayıp balıklara vermesi de çok kolaydır. Grindal kurtlar tubifex gibi parazit ve hastalık riski içermezler. Son derece sterildir. Ev ortamında kapalı kaplarda kolaylıkla yetiştirilebilir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="text-decoration: underline;">BEYAZ KURT ÜRETİM TEKNİKLERİ (RESİMLİ)</span></span></strong><strong>          Beyaz kurt üretimi yapmak isteyen arkadaşlara yol göstermesi amacı ile Beyaz Kurt Üretim Teknikleri ve Beyaz Kurt İle İlgili Genel Bilgiler başlıkları altındaki makalemi sizlerle paylaşmaya karar verdim.<br />
                       <br />
Gerekli Malzemeler;<br />
1- Beyaz Kurt Kültürü (Resim-1)<br />
2- Beyaz Kurt Üretim Kabı (15x20x10), ilk başlangıçta (12x12x6)’lık kapta işinizi görecektir. (Resim-2)<br />
3- Beyaz Kurt Yataklık Toprağı (Resim-3)<br />
4- Beyaz Kurt İçin Mama (Resim-4)<br />
5- Beyaz Kurt Toplama Pensi (Resim-5)</strong></p>
<div><strong>          Bu malzemelerin tamamını forum’daki ilanlardan temin edebilirsiniz. Temin etmekte zorluk çektiğiniz malzemeler için öm veya msn’den iletişim kurduğunuz takdirde tarafınıza gönderilecektir.<br />
 <br />
RESİM-1<br />
<img src="http://img293.imageshack.us/img293/8324/34568902va6.jpg" border="0" alt="" /></strong></div>
<p></strong><strong>RESİM-2<br />
<img src="http://img367.imageshack.us/img367/8517/beyazkurturetimkabicy0.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>RESİM-3<br />
<img src="http://img98.imageshack.us/img98/9590/torflutoprakyn3.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>RESİM-4<br />
<img src="http://img116.imageshack.us/img116/5717/beyazvegrindalicinmamapx3.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>RESİM-5<br />
<img src="http://img228.imageshack.us/img228/6116/beyazkurtpensi2pg5.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>          Beyaz kurt üretimi yapabilmek için öncelikle resim-1’de görüldüğü gibi beyaz kurt kültürüne, resim-2’de görülen 12x12x6 ebatında 1 adet ağzı kapaklı başlangıç üretim kabına, resim-3’de görülen özel beyaz kurt yataklık toprağına,  resim-4’de görülen beyaz kurtların temel besin kaynağı olan beyaz kurt mamasına ve resim-5’de görülen beyaz kurtları toplayabilmeniz için özel olarak imal edilmiş beyaz kurt toplama pensine ihtiyacımız bulunmaktadır</p>
<p>          Üretime başlayabilmek için öncelikle ağzı kapaklı bir başlangıç üretim kabına (12x12x6) ihtiyacımız var demiştik. (Resim-2)  İlerleyen zamanlarda (beyaz kurtlarınız çoğaldığında)  Resim-6’da görülen üretim kaplarına (15x20x10) geçiş yapabilirsiniz.</p>
<p>RESİM-6<br />
<img src="http://img231.imageshack.us/img231/8743/67534156em4ha0.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
          Bu kabın içerisine resim-3’de görülen beyaz kurt yataklık toprağı dökülür. Burada önemli olan; yataklık toprağı 4-5 cm’den fazla konulmamalıdır. Kaba aşırı miktarda yataklık toprağı konulması üretimi yavaşlatacaktır.</p>
<p>          Bu aşamadan sonra toprağa su serpiştirilerek toprak nemlendirilir. Unutmayınız ki; beyaz kurtlar yaşamlarını sürdürebilmeleri için nemli bir ortama ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle yataklık toprağı ne kuru, ne de çok ıslak olmalıdır.</p>
<p>          Daha sonra Resim-7’de görülen beyaz kurt kültürünü üretim kabımıza aşılamamız gerekir.</p>
<p>RESİM-7<br />
<img src="http://img361.imageshack.us/img361/2383/68176370sm4yf1.jpg" border="0" alt="" /><br />
 <br />
          Resim-7’de görüldüğü gibi beyaz kurt kültürümüzü dökerek aşılama işlemini gerçekleştirmiş oluruz.</p>
<p>          Şimdi sıra geldi yem konusuna. Beyaz kurt üretimi için şimdiye kadar değişik yöntemler denedim. Genel olarak mısır unu ve bebekler için kullanılan bebelac mama beyaz kurtlar için faydalı bir besin kaynağıdır. Bunun yanı sıra özel olarak imal edilmiş ve vitamin ile desteklenmiş beyaz kurt mamasının (Resim-4), beyaz kurtların üremesini olumlu bir şekilde etkilediğini ve üremelerini hızlandırdığını gözlemledim. </p>
<p>          Mısır unu / bebelac mama’dan veya üretimin daha hızlı olmasını istiyorsanız beyaz kurt mamasından haftada 1 tatlı kaşığı kadar vermeniz yeterli olacaktır. Kabınızdaki kurtların yoğunluğuna göre bu oran arttırılabilir / azaltılabilir. Vermiş olduğunuz mama toprak altında ve de nemli olmalıdır. Yani mamayı toprak içerisine koyduktan sonra su ile ıslatmanız gerekmektedir. Kurtlar genelde bu yemin altına gelecek ve buradan besleneceklerdir. Mamayı ıslatma işlemini yapmazsanız yem kuru olacağından kurtlar bu yemi uzun süre yiyemeyeceklerdir.  Vermiş olduğunuz yem kurtlara normalde yaklaşık 1 hafta yetecektir. 1 hafta sonra aynı şekilde yem vermeniz gerekmektedir. Bazen vermiş olduğunuz yemlerde tüylenme,pamukçuk oluşabilir. Bu durumda kurtların daha iyi üremeleri açısından yemi yenilemeniz gerekmektedir.   </p>
<p>           Beyaz kurtların üremeleri yavaştır. Bu yüzden aşılamayı yaptıktan 20 gün sonra üremeye başlarlar. Bu 20 günlük süre zarfında kurtlarınızın bir an önce üremeleri açısından balıklarınıza vermenizi tavsiye etmiyorum. 20.günden itibaren beyaz kurt toplama pensi (Resim-5) ile kurtları topraktan alıp, düzenli olarak haftada 1 kez vermeye başlayabilirsiniz.  Resim-8’de beyaz kurtların yakından çekilmiş görüntüsü bulunmaktadır.</p>
<p>RESİM-8<br />
<img src="http://img230.imageshack.us/img230/966/48314670rz0.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p>          Beyaz kurtların oksijen almaları açısından kabın kapağını günde 1 kez açıp kapatmanız yeterli olacaktır.   </p>
<p>          Beyaz kurtların en iyi üredikleri sıcaklık 16-18 derece arasında olup, 2 derecenin altında üreme durur, 24 derece ve üzerindeki değerlerde ise kısa sürede ölürler.<br />
                         <br />
                                BEYAZ KURT İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER<br />
 <br />
1- Beyaz kurtlar başta balıklar olmak üzere pek çok amfibyum ( semenderler, kurbağalar) ve bazı kuş türleri ( bülbüller) için de kullanılabilecek ideal canlı yemlerdir.</p>
<p>2- Beyaz kurtlar tatlı su içerisinde birkaç gün, tuzlu suda ise birkaç saat kadar canlı kalabilmektedirler. Su içerisindeki hareketleri ve kendilerine has kokuları ile balıkları cezbetmekte ve en iştahsız balık bile beyaz kurtlara hayır diyememektedir.<br />
 <br />
3- Beyaz kurtların ömürleri ortalama olarak 2 ay kadardır. Bir beyaz kurt günde ortalama 20 yumurta, hayatı boyunca ise ortalama 750-1000 kadar yumurta bırakır.</p>
<p> 4- Beyaz kurtlarda yaşamlarını sürdürebilmek için nemli bir ortama ihtiyaç duyarlar. Toprak ne kuru ne de çok ıslak olmalıdır.</p>
<p>5- Beyaz kurtlar ışıktan hoşlanmazlar ve karanlık yerleri tercih ederler.</p>
<p>6- Beyaz kurtlar birçok besini iştahla tüketirler. Ezilmiş patates, süt ile ıslatılmış bir dilim ekmek, süt ile ıslatılmış kuru kedi-köpek mamaları, balık yemleri, sebze-meyve artıkları, tahıllar, çeşitli hububat unları kullanılabilecek besinler arasındadır. Süt toprak içerisinde zamanla koku yapacağı için tavsiye etmiyorum. Beyaz kurt üretiminde genel olarak mısır unu / bebelac kullanılmaktadır. Daha hızlı üretim yapmak isteyenler için özel olarak imal edilmiş beyaz kurt maması (Resim-4) tavsiye edilir.</p>
<p>7- Beyaz kurtlar sadece nemli besinleri tüketebilirler. Eğer besini kuru olarak verirseniz yem  yumuşayana kadar bekleyeceklerdir. Besinleri yeteri kadar nemlendirip vermeniz bu durumun önüne geçecektir.</p>
<p>          Sonuç olarak beyaz kurtlar yetişkin ve damızlık balıklarımız için ideal bir canlı yemdir. Son derece besleyicidir. Beyaz kurtlar yıllardır balık üretiminde eşlerin kondisyon kazanması için kullanılır. Üremeye katkısı olduğu uzman akvaristler tarafından ispatlanmıştır. Üretimi basit olmakla beraber, toplayıp balıklara vermesi de çok kolaydır. Beyaz kurtlar tubifex gibi parazit ve hastalık riski içermezler. Son derece sterildir. Ev ortamında kapalı kaplarda kolaylıkla yetiştirilebilir. Balıklarınızı ve diğer canlıları sadece beyaz kurt ile beslemenizi tavsiye etmiyorum. Her gün beyaz kurt vermek obesite ve üreme gibi sorunlara yol açabilir.</p>
<p>          Haftada 1 kez veya İki haftada 1 kez vermeniz daha uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Saygılarımla….<br />
</strong><br />
<strong>Koray KARAGÖZ</strong> </p>
<p> </p>
<p></strong></p>
<h6> (Bu makale ve fotoğrafların tamamı Koray KARAGÖZ&#8217;e ait olup, izin alınmaksızın başka sitelerde yayınlanması ve kullanılması yasaktır.)</h6>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitkiliakvaryum.com/2008/08/27/canli-yemler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
